Archive for Temmuz, 2007

Akupunktur

Akupunktur
 

Akupunktur nedir?
Akupunktur; vücutta belirli noktalara iğne batırmak suretiyle çeşitli hastalıkları tedavi etme metodudur.

Akupunktur hangi tür hastalıklarda kullanılır?
Akupunktur özellikle ağrılı durumlar olmak üzere bir çok hastalığın tedavisinde kullanılmaktadır. Eklem ağrıları, kas ağrıları, migren ve hatta menstriasyon ağrılarında etkilidir. Ayrıca mide ve barsak şikayetleri, yüz felci, bulantı ve sinüzitte bile akupunktur tedavisine başvurulabilir.

AKUPUNKTUR İLE TEDAVİ EDİLEBİLECEK HASTALIKLAR
BOYUN, DİZ KİREÇLENMESİ
BOYUN-OMUZ-KOL-EL TUTULMASI
GÖĞÜS KAFESİ KASLARI AĞRILARI
SIRT AĞRILARI
DİZ KİREÇLENMESİ
BEL VEYA BOYUN FITIĞI
SİYATİK
TENİSÇİ DİRSEĞİ
ŞİŞMANLIK
UYKUSUZLUK
GERİLİM
KORKU, SİNİR, EVHAM…
BAŞ AĞRILARI
YÜZ AĞRILARI
YÜZ FELCİ ( İLK 3 AY İÇİNDE )
YÜZDEKİ SİVİLCELER
GECE YATAK ISLATMALAR
ERKEKLERDE ERKEN YAŞTA CİNSEL GÜÇSÜZLÜK
KADINLARDA CİNSEL SOĞUKLUK
KISIRLIK
AĞRILI ADET
ADET GÖREMEME
SICAK BASMASI, SIKINTI, SİNİRLİLİK…
ALERJİK NEFES DARLIĞI
ZONA HASTALIĞI VE SEKELLERİ
KULAK ÇINLAMASI

Akupunkturun etkisi plesebodan ibaret midir?
Kesinlikle hayır. Plesebo, hastanın haberi olmadan, ilaç yerine ilaç görünümünde başka bir madde aldığı halde hastanın iyileşmesi durumudur. Aynı şey akupunktur tedavisinde, hastalığın tedavisinde kullanılmayan akupunktur noktalarının iğnelenmesi şeklinde uygulanır. Akupunkturun plesebo etkisi, ilaçların plesebo etkisi kadardır ve % 30 civarındadır. Üstelik ilaçlardaki plesebo etkinlik süre uzadıkça azalır, halbuki uygun tedavide akupunktur tedavi sayısı arttıkça akupunktur etkinliği artar. Plesebo etkinlik kişinin kendinin tedavi edildiğini düşünmesine bağlıdır, oysa akupunktur tedavisi hayvanlar ve hatta anestezi altındaki hayvanlar üzerinde de uygulanmakta ve olumlu sonuçlar alınmaktadır. Akupunktur bebek ve küçük çocuklarda da uygulanmaktadır ve bu hasta gruplarında bir plesebo etkinlik olması söz konusu olamaz.

Akupunktur güvenli bir tedavi metodu mudur?
Yeterli bir eğitim almış bir doktor tarafından uygulandığı taktirde akupunktur tedavisi son derece güvenlidir. Bazı hastalarda iğne yerinde hafif bir çürük, tedavi sonrası hafif bir yorgunluk hissi veya da çok nadiren bayılma meydana gelebilir. Çürük, iğnenin çok ince olmasına rağmen, genellikle tedavi sırasında hareket etmeye bağlı olarak, minik bir cilt altı kılcal damarın zedelenmesine bağlı olabilir. Bayılma, hastanın aç ve çok yorgun olması durumunda olabilir ki zaten yatarak tedavi bu olasılığı büyük oranda ortadan kaldırır.

Akupunktur iğnesi acı verir mi?
Bir çok kişinin merak ettiği ve endişelendiği bir durumdur, ama akupunktur neredeyse ağrısız bir tedavi yöntemidir. İğneler son derece incedir ve genellikle hastaların çoğu, onca endişeye rağmen iğneleri çok az hissettikleri için şaşırırlar. İğne batırılırken çok hafif bir sinek ısırığı hissi ve sonrasında iğne bölgesinde hafif bir ısınma veya ağırlık hissi ya da uyuşma normaldir ve iğne çıkarılınca ortadan kaybolur.

Akupunktur kliniğinde bana neler yapılacak?
Doktorunuz, sizi muayene ederek, sorular sorarak ya da gerekirse bazı tetkikler sonucunda teşhisinizi koyacaktır. Ardından tedavi şekil ve süresini sizinle tartışarak planlayacaktır. Eğer akupunktur tedavisine karar verirseniz tedaviye geçilir. Genellikle ağrının bulunduğu bölgedeki akupunktur noktalarına, gerekirse de kol ve bacaktaki akupunktur noktalarına iğneler batırılır. Uygun görülürse kulak akupunkturu, kupa tedavisi, elektro-akupunktur tedavisi, laser veya moksa tedavisi eklenebilir.

Yorum Yok »

Cinsellik Fizyolojisi

Masters ve Johnson (1966) cinsel yanıtın dört basamaklı bir modelini tanımlamışlardır:

Uyarılma:

Uyarılma fiziksel olabileceği gibi cinsel fantaziler gibi psikolojik ya da hem psikolojik hem fiziksel uyarıcılar aracılığıyla sağlanabilir. kadında vajinal lubrikasyon (ıslanma) ve küçük dudakların kanla dolması ile oluşan uyarılma sonucu erkekte peniste, kadında ise klitoriste ereksiyon (sertleşme) oluşur. Uyarılma birkaç saate kadar sürebilir.

Plato:

Uyarılmanın tepe noktasına ulaşması sonucu oluşan bu ikinci basamakta erkekte testisler büyüyerek yükselir; kadında vajinal duvarın dış dörtte üçünde orgazmik platform adı verilen tipik kasılmalar oluşur ve meme büyüklüğü dörtte bir oranında artar. Penis ve vajina hacminin artmasıyla renk değişiklikleri de belirmeye başlar. Plato basamağı 30 saniyeden birkaç dakikaya kadar uzayabilir.

Boşalma ve orgazm:

Erkekte semenin (sperm, meni) güçlü bir şekilde dışarı atılması ile boşalma ve çoğu kez orgazm oluşur. Erkek orgazmına prostat, seminal veziküller, vaza deferens ve üretranın 4-5 ritmik kasılması eşlik eder. Kadında vajinanın alt bölümünde istemsiz kasılma ile uterusda güçlü ve sürekliliği olan kasılmalar olur. Dış ve iç anal sfinkterde de kasılmalar oluşur. Ayrıca büyük kas gruplarında istemli ve istemsiz hareketler olur. Kan basıncı yükselir, kalp hızı artar. Orgazm 3-15 saniye sürer ve bilinçte hafif sislenme görülür. Üretradan sıvının geçişi erkeğe doruk doyum duygusunu verir. Prostat bir kez kasıldıktan sonra “boşalmanın kaçınılmazlığı”adı verilen durum oluşmakta ve orgazm bu boşalmaya paralel olarak yaşanmaktadır.

Çözülme (Rezolüsyon):

genital organlardan kanın çekilmesiyle bedenin uyarılma öncesi durumuna dönüşü olup, buna sübjektif bir rahatlama (gevşeme) duygusu eşlik eder. Orgazm oluştuğunda çözülme hızlıdır, ancak bazen 2 ila 6 saat sürebilir. Çözülmenin hızı aynı zamanda cinsel yanıt döngüsünün hangi hızda tamamlandığına bağlıdır. Masturbasyon gibi döngünün hızlı tamamlandığı durumlarda çözülme de hızlıdır. Buna karşın cinsel yanıt döngüsünün uzadığı durumlarda çözülme de yavaş olmaktadır (Hawton 1985). Çözülme döneminden sonra kişiye göre değişen sürelerde refraktör döneme girilir bu esnada yeni bir uyarılma sağlamak mümkün değildir. Erkekte bu dönemin birkaç dakikadan birkaç saate kadar sürmesine karşın, kadında çoklu ve ardarda orgazm kapasitesi olduğu bilinmektedir.

Masters ve Johnson cinsel yanıtın fizyolojik döngüsü içindeki evreleri tanımlamakla birlikte, bu döngünün ön koşulu olan “cinsel istek” kavramına değinmemiş, cinsel ilgi ve istek aşamasının tanımlaması daha sonra Kaplan (1979) tarafından yapılmıştır.

Yorum Yok »

Cocuklarin altina kacirma sorunu

Geceleri altını ıslatan çocuklar psikolojik olarak içe dönük ve eziklik hissine kapılırken, bu sorun ailelere bıkkınlık veriyor. Yatağını ıslatan çocuğun kişilik gelişimi olumsuz etkileniyor. Çocuk bunu bir sır gibi saklıyor, arkadaş evinde kalamıyor, yaz kampları, okul gezileri, spor turnuvalarına katılamıyor ve ülkemizdeki her 7 çocuktan birisi geceleri yatağını ıslatıyor.
Çocuklarda gece işemeleri konusunda bugüne kadar sayısız araştırmaları bulunan Danimarka Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Norgaard dün ülkemize bir ziyarette bulundu. Çocuklarda uykuda işeme durumunun 2-3 yaşlarına kadar normal olduğunu, ondan sonra gece işemelerinin mutlaka tedavi edilmesi gerektiğini ve bu durumun çocukların kendilerine olan güvenlerini azalttığını söyledi;” Yaptığımız araştırmalar çocuklardaki bu rahatsızlığın psikolojik herhangi bir yönünün bulunmadığını, tamamiyle fizyolojik bir rahatsızlık olduğunu gösteriyor. Çocuklarda “ADH” adı verilen bir tür su tutucu hormon, geceleri gündüze nazaran iki misli seviyeye çıkar. Bu da idrar kesesinde biriken sıvı miktarını azaltır. Ancak çocukta bu hormon eksik olduğunda çocuk idrarını kontrol edemez ve gece tam işeme yapar. Çoğu aile bunu bilmiyor, çocuğun sorununu psikolojik zannediyor, halbuki basit bir ilaç tedavisi ile sorun kolayca hallolur” dedi.
Ülkemizde ilkokul çağındaki 7 çocuktan birisi “enüretik” yani geceleri altı işiyor. Bazen bu durum yetişkin çağı dediğimiz 17-18 yaşlarına kadar devam edebiliyor. Yine araştırmalar daha çok erkek çocukların gece altlarına işediğini gösteriyor. Burundan günde 1 kez kullanılan sprey ise, hormon eksikliğine bağlı gece işeme sorunu olan çocuklara çare oluyor. 6 ay düzenli olarak kullanılması tavsiye ediliyor, ilk kullanımından itibaren yatak kuruluğunu sağlıyor

Yorum Yok »

Saglikli Kilo Verme

Kilo vermenin en doğru yolu, yeme ve içme alışkanlıklarını değiştirip, fiziki aktiviteyi arttırmakla oluyor.

İHA muhabirinin, İnternetteki (www.becel.com.tr) sitesinden derlediği bilgilere göre, herkesin yapısı farklı olduğundan, ideal kilo diye tek bir değer yok, fakat boya göre ideal kilo aralığını tayin etmek mümkün. Kilonun bu sağlıklı değer aralığında olup olmadığını anlamak için, Vücut Kitle Endeksi’ni (BMI) hesaplamak gerekiyor. BMI değerini bulmak için kilonun, metre cinsinden boy uzunluğunun karesine bölünmesi gerekiyor. Örneğin, boyu 165 cm. ağırlığı 55 kg olan kişinin Beden Kütle İndeksi: 55 / (1.65)2 = 20.2 olur.

Günümüzde doktorlar, sağlıklı kiloda olup olmadığınızı anlamak için bel ölçüsüne de bakıyorlar. Erkeklerde 102 cm, kadınlarda ise 88 cm’den fazla çıkan bireylere, kilo vermeleri öneriliyor. Bel çevresi ölçünüz erkeklerde 94-102 cm, kadınlarda 80-88 cm aralığında ise kiloyu muhafaza etmek sağlık açısından önem taşıyor.

Uzmanlar, kilo vermek isteyenlere şu tavsiyelerde bulunuyor:

“Öğün atlamamaya çalışın. Günde 3 mütevazı öğün yemek yiyin ve aralarda acıkırsanız taze meyve gibi sağlıklı atıştırmalar yapın.

Bol meyve ve sebze tüketin. Günde toplam en az 5 porsiyon tüketin. Bir porsiyon, 2-3 kaşık sebze, bir adet meyve (mesela bir muz) veya 2-3 adet küçük boy meyve (örneğin erik), 1 küçük kase meyve salatası, veya bir bardak taze sıkılmış meyve suyuna denktir. Bunlar size fazla kalori yükü yapmadan tok tutacak besinlerdir.

Her öğünde nişastalı besinler yiyin. Lif açısından zengin olan tam buğday ekmeği, kabuğu soyulmamış patatesi ve tam buğday pirinç ve makarnaları tercih edin.

Daha az hayvansal (doymuş) yağ tüketin. İnce kesilmiş et dilimlerini tercih edin. Etten görebildiğiniz yağları ve tavuğun derisini ayırın. Daha az hazır bisküvi, pastane ürünü ve kek tüketin.

Doymamış yağ oranı yüksek yağları kullanmaya özen gösterin. Yemek pişirirken, katı yağlar yerine, ayçiçek yağı, mısırözü veya zeytinyağı gibi bitkisel yağları tercih edin. Bu yağları ayrıca salatalarınıza sos olarak da kullanabilirsiniz.

Yağsız veya yarım yağlı süt, az yağlı yoğurt, ve az yağlı peynir gibi, düşük yağ içeren günlük ürünleri tercih edin.

Düzenli olarak balık yiyin. Haftada en az bir kez yağlı balık (örneğin somon, sardalya, ton – konserve şeklinde de olabilir) tüketmeye özen gösterin.

Bol bol sıvı, özellikle de su için. Ucuzdur, su kalorisizdir ve midenize doluluk hissi verir. Günlük hedefiniz 6-8 bardak olsun.

Hayatınızın her anını hareketlendirmeye çalışın. Mesela, arabayla gitmek yerine, yürüyerek ulaşabileceğiniz her yere yürüyün. Asansör yerine merdivenleri kullanın. Otobüsten erken inin ve güneşin altında yürüyün. Eğer fırsat bulursanız, yüzme, dans, badminton, veya tenis gibi yeni bir aktivite deneyin”.
iha

Yorum Yok »

Dahiliye nedir

Dahiliye Nedir?
İç hastalıkları departmanı çocukluk çağını aşmış bireylerin iç organ sistemleri ile ilgili incelemeleri yapar. Bu sisteme ait organların fonksiyon bozukluklarıyla ilgili teşhis ve tedavi hizmetini verir. Bunun yanı sıra sağlık hizmeti verdiği her bireyi kendisini hastalıklarda koruması için alınması gereken önlemler konusunda bilinçlendirir ve yönlendirir.

Genel dahiliye tıbbın tüm klinik branşlarına temel teşkil eden bir disiplindir. Sağlık kuruluşlarına başvuran hastaların büyük çoğunluğunun problemleri iç hastalıklarının ilgi alanına girmektedir. Üst ve alt solunum yolu hastalıkları, hiper tansiyon, mide-bağırsak sistemi hastalıkları, böbrek hastalıkları, tiroid hastalıkları, şeker hastalığı, romatizmal hastalıklar gibi çok geniş bir skalayı kapsar.

Dahiliye, iç hastalıkları olarak bilinen, 6 ana bölümden oluşan bir bilim dalıdır.

Bu Bölümler:
1. Hematoloji (Kan Hastalıkları)
2. Endokrinoloji (Hormon Hastalıkları)
3. Gastroentenoloji ( Sindirim Sistemi Hastalıkları)
4. Onkoloji (Selim Tümörler ve Kanser Hastalıkları)
5. Romatoloji (Romatizmal Hastalıklar)
6. Nefroloji (Böbrek Hastalıkları ve Hipertansiyon)

Hematoloji Nedir?
Kan, kan yapıcı organlar ( kemik iliği, dalak) ve lenf bezlerinden kaynaklanan hastalıkları inceleyen bilimdir.Hematoloji hastalıklarda tanı için kan tahlili dışında lüzumlu hallerde kemik iliği incelemesinde gerekebilir.

Başlıca Hematolojik Hastalıklar:
• Kansızlık (Anemi)
• Vitamin B12 eksikliği
• Lösemi
• Lenfoma
• Multipl Myeloma
• Kanama, pıhtılaşma bozuklukları
• Hemofili

Endokrinoloji Nedir?
Vücudumuzun sağlıklı çalışmasını düzenleyen pek çok hormon ve bunları salgılayan organlar bulunmaktadır. Endokrinoloji, bu hormonların az veya fazla üretilmesiyle ortaya çıkan hastalıkları inceler.

Bu gruptaki başlıca hastalıklar şunlardır:
• Diyabet (Şeker Hastalığı)
• Hipertansiyon (Yüksek Tansiyon)
• Troid Hastalıkları (Guatr, vb.)
• Böbrek Üstü Bezi Hastalıkları
• Obezite (Şişmanlık)
• Osteoporoz (Kemik Erimesi)
• Kolesterol yüksekliği, trigliserid yüksekliği
• Kıllanma

Gastroenteroloji Nedir?
Ağzından, anüse kadar tüm sindirim sistemi organlarının bozukluklarını inceler. (Ağız, Yutak, Yemek Borusu, Mide, On iki parmak barsağı, İnce barsak, Kalın barsak, Safra kesesi, Karaciğer, Pankreas) Bu bilim dalında endoskopik tanı yöntemleri ve Ultrason sıkça kullanılır.

Bu guruptaki başlıca hastalıklar:
• Reflü Hastalığı
• Gastrit
• Mide Ülseri, Mide Kanamaları
• Hazımsızlık
• İshaller
• Kolitler (Ülseratif Kolit, Chran)
• kabızlık, Basur (Hemoroit)
• Karaciğer Hastalıkları (A,B,C hepatit, Siroz, Karaciğer Yağlanması. Sarılıklar)
• Safra Kesesi Taşları ve İltihapları
• Ailevi Akdeniz Ateşi
• Pankreas İltihapları
• Kanserler (Yemek borusu, Mide, Barsak, Karaciğer, Pankreas)

Onkoloji Nedir?
Çeşitli organların selim ve hapis tümörlerinin teşhis edilip, tedavisinin yapıldığı bilim dalıdır. Tanı için ayrıntılı tetkikler gerekebilir. (Kan tahlilleri, röntgen, ultrason, tomogrofi, MR, Biyopsi, Mamografi ve Endoskopi gibi) Tedavide ise, hastalığın tipine göre ve evresine göre ilaç tedavisinde ( Kemoterapi ) veya cerrahi tedavi ( Ameliyat ) uygulanabilir.

Nefroloji Nedir?
Başlıca böbrekler olmak üzere, mesane ve idrar yollarını kapsayan boşaltım sisteminin hastalıklarını inceleyen bilimdir.
Başlıca hastalıkları şunlardır:
• Böbrek İltihapları (Nefrit, Pyelonefrit gibi)
• Böbrek Yetmezliği (Akut veya kronik)
• İdrar Yolu Enfeksiyonları
• Hipertansiyon (Böbrek Kaynaklı)

Yönlendirici Bölüm Olarak Dahiliye
Dahiliye yukarıda anlatılan 6 bölüm dışında Nöroloji (Beyin ve sinir hastalıkları ) Psikiyatri (Ruh Hastalıkları), Enfeksiyon Hastalıları (İltihabi Hastalılar), Göğüs Hastalıları (Akciğer Hastalıkları) ve Kardiyoloji (Kalp ve Damar Hastalıları) ile ilgili hastalılar içinde yönlendirici bir görev üstlenir.

Genel Dahiliye
Genel dahiliye tıbbın tüm klinik branşlarına temel teşkil eden bir disiplindir. Üst ve alt solunum yolu hastalıkları, hiper tansiyon, mide-bağırsak sistemi hastalıkları, böbrek hastalıkları, tiroid hastalıkları, şeker hastalığı, romatizmal hastalıklar gibi çok geniş bir skalayı kapsar. Genel dahiliye hizmeti, ayakta poliklinik muayneleri, yatarak takip ve tedavi, acil servis ve check-up’ı içerir.

Check-up, kişinin herhangi bir şikayeti olmaksızın belirli periyodarda yapılan geniş kapsamlı sağlık taramasıdır. Günümüzde birçok ölümcül hastalığın tedavisi bu şekilde yapılan check-uplar sonucu konulan erken tanıya bağlıdır. Hastanemizde kadın ve erkeklere yanı sıra farklı yaş gruplarına farklı check-up programları uygulanmaktadır.

Burada amaç, farklı cins ve yaş gruplarına göre, artan risk faktörleri doğrultusunda tarama yapılmasıdır. Bu check-up programları kapsamında, dört uzman hekim tarafından yapılan fizik muayeneler, detaylı laboratuar (kan, idrar, dışkı tahlileri), radyolojik ve kardiyolojik tetkikler bulunmaktadır.

Yorum Yok »

Viral Hepatit – Hepatit B – Sarilik

Bulaşıcı sarılık nedir ?
Bulaşıcı sarılık veya tıp dilinde viral hepatit, ışık mikroskopu ile görülemeyecek kadar küçük, virus denen mikroorganizmaların oluşturduğu, karaciğerin yaygın iltihabi hastalığına verilen isimdir. Bu hastalığın, A, B, C, D, E ve G harfleri ile isimlendirilen en az 6 farklı virusla oluştuğunu biliyoruz.

Hastalığın Belirtileri Nelerdir ?
Bulaşıcı sarılık, A virusu için 15-45 gün, E virusu için 30-60 gün, B virusu için 30-180 günlük bir kuluçka süresini takiben, halsizlik, iştahsızlık, mide bulantısı, karnın sağ üst kadranında ağrı, derinin ve gözakının sararması ve idrarın koyulaşması ile başlar. Kısa süren ateş olabilir. Ancak, çocukların büyük çoğunluğunda ve yetişkinlerin de bir kısmında sarılığın ortaya çıkmaması veya silik kalması mümkündür. Bu nedenle, özellikle küçük yaş gurubundaki çocuklarda hastalık teşhis edilmeden geçip gidebilir, Üstelik çocuklarda belirtiler daha hafif ve kısa sürelidir. Bulaşıcı sarılık genellikle 4-6 haftalık bir hastalıktır, A ve E virusu ile olanlar sonunda şifa ile ile biterler ve kronikleşme (süregenlik) göstermezler. B, C ve D virusları ile oluşan bulaşıcı sarılıklar kronikleşebilir. Bu oran, B virusu için %5 -10, C virusu için %80 kadardır. D virusu hepatitinde de kronikleşme oranı yüksektir. Bunun sonucu olarak, Türkıye’de nüfusun %5-7 kadarı (4 milyona yakın insan) B virusunu , farkında olmaksızın taşımaktadır.

Unutmayınız
Bulaşıcı sarılık (viral hepatit), hastada sarılık yapmadan da seyredebilir.

Hastalık nasıl bulaşır?
A ve E virusları dışkı ile atılırlar. A virusu ile oluşan bulaşıcı sarılıkta hastanın dışkısı, sarılığın ortaya çıkışından 2 hafta öncesi ile 1 hafta sonrası çok bulaşıcıdır. Bu viruslar ile oluşan hepatitler esas itibariyle, virus taşıyan dışkı ile kirlenmiş su ve besin maddelerinin (sebze ve meyvalar) ağızdan alınması sureti ile bulaşırlar. Virusla kirlenmiş yüzeylere temas etmiş ellerin ağıza değdirilmesi de kişisel bulaşmada ve virusun yayılmasında çok önemlidir. B ve C virusları ise, başlıca, kan yoluyla (kan ve kan ürünlerinin alınması, mikroplu enjektör ve iğnelerinin kullanılması, ortak jilet veya diş fırçası kullanımı, Akupunktur, diş tedavisi—) ve cinsel ilişki suretiyle bulaşırlar. Hastalığın, bu virusları taşıyan anneden bebeğe geçişi de mümkündür. Ancak, B virusu hepatitine yakalanmış hastaların üçte birinde geçiş yolu belirlenemiyor.

Unutmayınız
Hepatit A virusu ellerde saatlerce canlı kalabilir. Bulaşmada ellerin rolü büyüktür. Okullardaki sıra ve kapı kollarının, tuvaletlerdeki muslukların virus taşıyan dışkı ile kirlenebileceğini, buralarda eller aracılığı ile ağızdan bulaşmanın kolay ve yaygın olduğunu Unutmayınız.
ÇOCUKLARINIZIN SAĞLIĞI İÇİN SIVI SABUN KULLANARAK EL YIKAMAYI ONLARDA ALIŞKANLIK HALİNE GETİRMELİYİZ.

Bulaşıcı sarılık yaygın bir hastalık mı ?
A ve B virusları ile oluşan bulaşıcı sarılıklar ülkemizde çok yaygındır. Türkiye ‘de, üniversite çağına gelmiş gençlerin %90′ı, A virusu hepatitini farkında olmasalar bile, çocukluk çağında geçirmiş bulunurlar, A virusu hepatitinin çoğunlukla çocukluk çağında geçirilmesine karşılık, Bvirusu hepatitine yakalanma şansı genç yetişkin ve orta yaş gurubunda en yüksektir. Türkiye’de her yıl 200 bin kişinin bulaşıcı sarılığa yakalandığı hesaplanmıştır. Bu olguların yarısına yakın bölümü B virusu ile oluşmaktadır.

Unutmayınız
Hepatit B geçirmekte olan veya bu virusu hastalık belirtisi göstermeksizin kanında taşıyan annelerden doğan bebeklerde, hastalık %95 sıklıkla kronik gidiş göstererek yaşamın daha ileri döneminde karaciğer sirozu veya karaciğer kanserine neden olabilir. Bu bebekleri nasıl koruyacağımızı biliyor musunuz? Lütfen dikkatle okuyunuz.

B virusu ile oluşan bulaşıcı sarılık neden daha tehlikeli ?
Çünkü B virusunun yaptığı hepatit hem çok sık ve yaygındır, hem de hastaların %5-10 kadarında, hastalığın alevli (akut) dönemi geçtikten sonra tam şifa olmaksızın hastalık sinsi ve kronik (süregen) biçimde devam eder, gider. Bu hastaların bir kısmında zamanla siroz ve karaciğer kanseri gelişebilir. Bir kısmında ise virus uzunca bir süre karaciğerda fazla hasar yapmadan kalsa bile, zaman içerisinde bu kronik taşıyıcılarda da denge kişi aleyhine bozularak kronik aktif karaciğer hastalığı gelişebilir. Virusu taşıyan annelerden doğan bebeklerde hastalık, %95 oranında alevli (akut)bir tablo oluşturmaksızın sinsi kronik gidiş gösterir.

C virüsü ile oluşan bulaşıcı sarılık tehlikeli değil mi ?
C virusu ile oluşan hepatitlerin büyük çoğunluğu kronikleşerek siroza ve karaciğer kanserine gidiş göstermekle beraber, toplumumuzdaki yaygınlığı çok düşüktür. bu nedenle C virusu hepatiti bireysel açıdan tehlikeli bir hastalık olmakla beraber toplumsal açıdan fazla tehlike arzetmiyor. C virusu hepatiti özellikle hemodiyaliz hastaları ve sık sık kan nakli yapılan hastalar için ciddi bir tehlike oluşturabilir

Bulaşıcı sarılık gebelerde daha tehlikeli mi ?
Bulaşıcı sarılık, eğer E virusu ile oluşmuşsa gebelerde tehlikelidir. Diğer viruslarla oluşan bulaşıcı sarılıkların gebelerde, gebe olmayanlara göre daha ciddi seyrettiği gösterilmemiştir.

B ve C virusu taşıyıcılarının mutlaka hasta olmaları gerekir mi ?
Gerekmez. Bu taşıyıcıların büyük çoğunluğu belirti vermez, fakat virusu çevrelerine yayabilirler. Bazılarında, virus karaciğeri sessizce hasara uğratır ve siroza giden yolu açar.

Unutmayınız
Hepatit B virusu siroz ve karaciğer kanserinin en önemli nedenidir.

B ve C virusunu taşıyıp taşımadığımı nasıl bilebilirim?
Bunu bilmenin tek yolu kan testi yaptırmaktır. Testte, HBsAg pozitif ise kişi B virusu ile karşılaşmıştır ve halen bu virusu taşımaktadır. B virusu ile oluşan bulaşıcı sarılıktan şifa ile iyileşmenin kriteri, HBsAg’nin negatif, anti-HBs’nin pozitif bulunmasıdır. Anti-HBs pozitifliği kişide oluşan bağışıklığın simgesidir. C virusu taşıyıcılarında anti-HVC pozitiftir.

Dikkat
Hepatit B virusu, hastanın veya sağlam taşıyıcının kan ve diğer vücut sıvılarında (tükürük, ter, süt, sperm sıvısı, vajen sıvısı) bulunabilir. Nasıl korunacağınızı biliyormusunuz ? Lütfen dikkatle okuyunuz.

Taşıyıcı ne yapmalı?
B virusu taşıyıcısı, hasta olmasa bile, kanı ve diğer vücüt sıvıları ile hastalığı başkalarına bulaştırabileceğini bilmelidir. Kan vermemeli ve korunmasız (kondom…) olarak, bağışık olmayan veya aşılanmamış kişilerle cinsel ilişkiye girmemelidir. Panik göstermemeli, fakat doktoru ile düzenli ilişki kurmalıdır. Her 6-12 ayda bir karaciğer fonksiyon testlerini yaptırmalıdır. Alkol almaktan kaçınmalı, herhangi bir nedenle ilaç almak zorunda kalırsa bunu doktoruna danışmalıdır.

Kimlerde B virusunu alma riski daha fazla?
Bu risk, sağlık personelinde, virusu taşıyan kişilerle birlikte yaşayanlarda, kan transfüzyonu yapılan kişilerde, damar yolundan ilaç bağımlılarında, diş tedavisi görenlerde, hemodiyaliz hastalarında, hayat kadınlarında daha fazladır.

Belli bir virusla oluşan hepatiti yeniden geçirebilir miyim ?
A ve B virusu hepatitlerinde, tam şifa sonucu kişide hemen hemen yaşam boyu süren koruyucu bir bağışıklık oluşur ve bu viruslarla oluşan hepatitler tekrarlanmaz. E virusu hepatitinde bağışıklık daha kısa sürelidir ve yıllar sonra hastalık tekrarlayabilir. C virusu hepatitinde kaliteli ve tam koruyucu bir bağışıklık oluşmaz.

Bulaşıcı sarılık yapan viruslar birbirlerine karşı (çapraz) bağışıklık oluştururlar mı ?
Hayır, oluşturmazlar. Bu nedenle, farklı etkenlere bağlı olarak bulaşıcı sarılığın bir defadan fazla görülmesi olasıdır ( Örneğin, çocukluk çağında A virusu hepatiti, daha ileri yaşta B virusu hepatiti geçirilmesi). Bununla beraber, D virusu, B virusunun yardımı olmadıkça hepatit oluşturamaz. Dolayısıyla, B virusu hepatitine bağışık olanlar D virusu hepatitine de bağışık sayılırlar.

Bu viruslar birlikte hastalık yapabilirler mi ?
Bazen ( sık kan nakli yapılanlarda, damar yoluyla uyuşturucu bağımlılarında) C virusu ile B virusu aynı hastada birlikte hepatit yapabilirler. D virusu hepatit yapabilmek için B virusu ile birlikte olmak zorunludur.Bunları Biliyor musunuz ?Dünyada 400 milyon insan Hepatit B virusunu (HBV) kronik olarak taşıyor, ülkemizde bu sayı 4 milyon civarında. Dünyada HBV ile karşılaşmış insan sayısı 2 milyar , ülkemizde bu sayı 30 milyon kadar. HBV taşıyanlarda karaciğer kanserine yakalanma riski, bu virusu taşımayanlara göre 100 kat fazla. Dünyada 1 günde HBV ‘nun neden olduğu ölüm sayısı, AIDS virusunun neden olduğu ölüm sayısından fazla. HBV, AIDS virusundan 100 kat daha bulaşıcı. Çünkü 1 damla kandaki HBV sayısı AIDS virusu sayısının 100 katından fazla.

Bulaşıcı sarılıkta tedavi var mı ?
Akut hastalıkta özel bir tedavi yoktur. Hastaya sindirimi kolay yiyecekler verilir. Yağı az yiyecekler önerilir. Üzüm, bal gibi glikozdan zengin besinlerin mönüde yer alması uygundur. Hasta istirahat ettirilir. akut hastalık genel olarak 4-6 haftada kendiliğinden iyileşip şifa ile biter. B virusu hepatitinde, hasta görünürde iyileşmiş olsa bile, virus, 6 aydan sonra hala kanda bulunmakta devam ediyorsa, hastalık kronik döneme geçmiş demektir. Bu kişiler için düzenli doktor kontrolu esastır. Bulaşıcı sarılık tedavisi için, halk arasında yapılan yatıra bez bağlama, keserek kan çıkarma, keçi ödü içirme ve benzeri girişimlerin hiçbir değeri olmadığını çevremize anlatmalıyız.

Kronik hepatit tedavi edilebilir mi ?
B ve C virusu ile oluşan kronik karaciğer hastalığında interferon-alfa tedavisi hastaların üçte birinde uzun süreli iyileşme sağlayabilir. Ancak, bu tedavinin çok pahalı olduğu bilinmelidir. Bu tedaviye cevap vermeyenlerde uygulanabilecek alternatif tedavi yöntemleri vardır.

B virusu bulaşımına maruz kalırsam ne yapmalıyım ?
Bu durumda, temastan sonra birkaç gün içinde, ama mümkün olduğu kadar erken olarak, 0.06 mI /kg hesabı ile HB immunglobulini kas içine yapılmalıdır. Ayrıca, kişinin aşı programına da alınması uygun olur.

B virusuna karşı genelde nasıl korunabilirim ?
Test edilmemiş kan kullanılmamalıdır. Ancak, test sonuçlarının temiz çıkmasına rağmen, çok az da olsa, yine bulaşma riski bulunduğunu bilmeliyiz. Enjektör ve dış etkenlere oldukça dirençli olduğunu ve vücut dışında, kuru yüzeylerde en az 10 gün canlı kalabileceğini bilmeliyiz. B virusu taşıyıcılarının kullandıkları aletler, yarım saat, binde 5′lik çamaşır suyunda bırakılırsa veya 100oC de 10 dakika kaynatılırsa veya sodyumloril sülfatlı deterjanla muamele edilirse virusun yok edilmesi mümkündür . Taşıyıcının kanı veya diğer vücut sıvıları bulaşmış yüzeyler %10 çamaşır suyu ile bolca ısıtılarak silinmelidir. Bir hastalığa karşı en akıllıca korunma, kuşkusuz, onun etkeni ile karşılaşmadan önce bağışıklık kazanmış olmakla sağlanır. Bunun yolu aşılanmaktadır.

Aşı hakkında neler bilmeliyiz ?
B virusu hepatitine karşı, aşı ( ve / veya gerektiğinde HB immunglobulin ) ile, etkin biçimde korunmak mümkündür. Aşı yüksek oranda (%95 )bağışıklık sağlar. Bu bağışıklık en az 5 yıl devam eder. HB aşısı çok güvenilir bir aşıdır. Piyasada bulunan aşılar hakkında pratik olarak önemli fark yoktur. Tümü güvenle kullanılabilir. Yüksek bulaşma riski taşıyanlara (sağlık personeli, virus taşıyıcısı ile aynı evi paylaşan bağışıksız eş ve çocuklar,taşıyıcı anneden doğan bebekler, sık sık kan almak zorunda olanlar, hemodiyaliz hastaları, hayat kadınları —-) aşı yapılmalıdır. Aşılama ideal olarak, 1′er ay ara ile 2 doz ve ilk aşıdan 6 ay sonra 3. doz yapılarak uygulanır. Bu sürelerde belli bir esneklik olabilir; 1 ve 2. Doz arası 2 hafta ile 4 ay, 2 ve 3. Doz arasındaki süre 2 ay ile 18 ay arasında yapılırsa 3 dozluk şema tamamlanmış sayılır. Her dozda, yetişkinler için 20 mikrogram, küçük çocuklar için 10 mikrogram aşı Proteini (HBsAg) vardır. Küçük çocuklar ve bebeklere yetişkin dozunun yarısı yeterlidir. Aşı, 2 yaşından büyük çocuklar ve erişkinlerde deltoid kas içine, 2 yaşından küçük bebeklerle yeni doğanlarda uyluğun önyan yüzünden kas içine yapılarak uygulanır. İstenirse 5-7 yıllık aralıklarla bir doz rapel yapılarak bağışıklık sürdürülür. Hepatit B aşısı, BCG, tetanoz, boğmaca, çocuk felci, kızamık gibi diğer aşılarla birlikte yapılabilir. Yüksek bulaşma riski söz konusu ise,aşı gebelere de yapılabilir. Aşı yapılan yerde, 2 gün içinde geçen hafif ağrı ve kızarıklık olabilir. Aşı, yapılıncaya kadar +2oC ile +8oC arasında (buzdolabı kapağında) saklanmalı ve kesinlikle dondurulmamalıdır. Aşı, kullanılmadan önce çalkalanmalıdır.

Hepatit B (HB ) immunglobulini hakkında neler bilmeliyim ?
Aşı ile kişinin kendi bağışıklığını oluşturması, zaman isteyen bir olaydır. Eğer, ciddi bir bulaşma riski ve dolayısıyla Bvirusu hepatitine yüksek yakalanma olasılığı varsa, o takdirde, HB immunglobulini olarak önceden hazır bağışıklayıcı maddelerin kişiye aktarılması gerekebilir. Bu amaçla, temastan sonraki birkaç gün içinde ve mümkün olduğu kadar erken, 0.06 mI/kg (pratik olarak yenidoğanlara 0.5 mI, yetişkinlere 5 mI )Hb immunglobulin kas içine yapılabilir.

B virusu taşıyıcısı olan anneden doğan bebeğe ne yapılmalı ?
Gebeler, doğum öncesi veya doğumdan hemen sonra test yaptırarak taşıyıcı olup olmadıklarını öğrenmelidirler. Çünkü, B virusu taşıyan anneden plasenta yoluyla veya doğum sırasında annenin kanına temasla bebeğe virusun bulaşma riski vardır. ( C ve D virusları da plasenta yoluyla bebeğe geçebilirler. A ve E viruslarında bu yoldan bulaşma gösterilmemiştir. ) B virusu taşıyan anneden doğan bebeğe, doğumda, 0.5 mI HB immunglobulini uyluğun ön-yan yüzünden kas içine yapılır ve bebek aşı programına alınır.

Diğer hepatit viruslarına karşı aşı var mı ?
Hepatit C ve hepatit E viruslarına karşı henüz aşı yoktur. Hepatit D virusuna karşı da özel bir aşı yoktur. Ancak hepatit B ye karşı aşılama, kişiyi D virusu hepatitine karşı da korumaktadır. Hepatit A virusuna karşı, ülkemizde de bulunabilen bir aşı vardır. Aşı, 2 yaşın üzerindeki çocuklara 1 ay ara ile 2 doz ve 6-12 ay sonra rapel doz yapılırsa,20 yıl kadar sürebilen bir bağışıklık sağlanır. Aşı ile önceden bağışıklama için yeterli zaman bulunmayan durumlarda (yakın çevrede hepatit A salgını veya ev içinde bu hastalığı geçirmekte olan varsa) hastalanmamış bağışıksız çocuklar 0.02- 0.06 mI/kg hesabı ile normal immunglobulin (Kızılay’ın hazırladığı preparatlar tercih edilmeli) kas içine yapılarak korunabilirler.

Unutmayınız
Türkiye nüfusunu her yıl 1.5 milyon yenidoğan katılmaktadır. Her yıl bunlardan 92.000 bebek aslında aşıyla önlenebilen bir hastalık olan hepatit B enfeksiyonuna yakalanıp, sonrasında kronikleşmekte ve başkalarına da hepatit B bulaşmaktırabilmektedir. 23.000 bebek siroz veya karaciğer kanserinden kaybedilmektedir. halbuki bu bebekler yaşamlarının ilk aylarında diğer aşılarıyla birlikte B hepatitine karşı aşılansalar, her yıl 92.000 kişi kronik hepatit B olmayacak, 23.000 kişi siroz/ karaciğer kanserinden ölmeyecek, interferon tedavisi gibi çok pahalı tedavilere harcanan para daha yararlı alanlara kaydırılabilecek.

Karaciğerinizi Tanıyor musunuz ?
Karaciğer, vücudumuzun en büyük organı. Onun, yaşamsal önemde o kadar çok işlevi var ki. O, yiyeceklerimiz içindeki besin maddelerini kaslara, enerjiye,hormonlara,kanın pıhtılaşma faktörlerine ve bağışıklık faktörlerine dönüştürüyor. Bazı Vitaminleri,mineralleri ve şekerleri depoluyor, yağ depolarını düzenliyor ve kolesterol yapımını ve salınmasını kontrol ediyor. Dahası var: Yenen yiyecekleri sindirmemize ve önemli besin maddelerinin barsaktan emilmesine katkıda bulunan safra karaciğerde yapılıyor. Zehirli maddeleri karaciğerimiz ortadan kaldırıyor, alkolu nötralize ediyor. O, aynı zamanda henüz doğmamış bebekte bir süre için kan hücrelerimizin de yapıldığı bir organ. Karaciğer, içimizdeki, yorulmayan, şikayet etmeyen kimyasal güç kaynağımız bizim. Onu, toksinler, mikroplar, ve alkol gibi zarar verebilen herşeyden korumalıyız.

Yorum Yok »

Romatoloji Nedir Romatoloji belirtileri

Romatoloji, genellikle bağışıklık sisteminin uygunsuz çalışması sonucu gelişen romatizmal iltihabı hastalıklar ve diğer kas iskelet sistemi hastalıkları ile uğraşmaktadır.

Romatizma eski Yunan kökenli bir kelime olup, eklemlerde kötü özellikte sıvı birikmesi anlamında kullanılmıştır. Romatizmal hastalıklar MÖ 8000 yıl öncesinden beri bilinmesine karşın, hastalıkların nedenleri, seyirleri ve tedavileri ile ilgili bilgilerimiz 20. yüzyılda Romatoloji Bilim Dalının gelişmesi ile artmıştır.

Kuşkusuz hastayı hekime getiren en önemli yakınmalardan biri ağrıdır. Romatolojik hastalıkların en önemli belirtilerinden birisi de ağrıdır. Ancak unutulmaması gereken bir nokta, ağrının geri planda olduğu, hatta hiç ağrıya yol açmayan romatolojik hastalıkların da olduğudur.

Romatizmal hastalıkların tedavisinde başta Romatoloji Uzmanı olmak üzere, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı, Ortopedi Uzmanı ve gereğinde diğer uzmanlık dallarının ekip olarak çalışması gerekmektedir.

Çok çeşitli yakınmalara ve organ tutulumlarına neden olan romatizmal hastalıkların tedavisi, günümüz koşullarında artık mümkündür. Son yıllarda hız kazanan ilaç araştırmaları ile romatizma tedavisinde yol alınmıştır. Ancak çoğu romatizmal hastalığın tamamen ortadan kalkması söz konusu değildir. Sürekli bir hekim-hasta işbirliği gerektirir. Zaman zaman hastalığın alevlenebileceği bilinmelidir. Tedavi uzun sürelidir hatta ömür boyu sürebilir. Tedavide amaç ; yakınmaların ortadan kaldırılması, olası ortaya çıkabilecek organ tutulumlarının önlenebilmesi ve hastanın yaşam konforunun en üst düzeyde sürdürmesini sağlamaktır.

Romatizmal hastalıklardan sık görülenleri aşağıda sıralanmıştır:
Romatoid artrit
Spondilartropatiler ve ankilozan spondilit
Behçet Hastalığı
Bağ dokusu hastalıkları: sistemik lupus eritematozus, skleroderma, mikst bağ dokusu hastalığı, Sjögren sendromu ve dermatomiyozit, polimiyozit
Antifosfolipid antikor sendromu
Damar İltihapları: poliarteritis nodoza, Takayasu arteriti, dev hücreli arterit ve diğer sistemik vaskülitler
Ailevi Akdeniz Ateşi
Akut eklem romatizması
Reaktif artritler
Kristal artritleri
İnfeksiyöz artritler
Amiloidoz
Metabolik ve dejeneratif hastalıklar: osteoartrit, osteoporoz, osteomalazi ve Paget hastalığı
Diğer sistemik hastalıkların romatizmal bulguları

Romatizma (Rheumatism)
Kemikler, kaslar, eklemler, tendonlar, ligamanlar veya eklemler ile çevrelerindeki dokulardaki herhangi bir ağrı ve sızıları tanımlamak için kullanılan genel bir terim. Artritin aksine sınırları net olarak belli değildir. Bu nedenle, “romatizma” terimi, “artrit” kelimesini de kapsamaktadır.Bu ağrı ve sızılar her zaman altta yatan bir patoloji ile açıklanamayabilir. Dolayısı ile romatizma içinde tanımlanmış hastalıklar yanında boyun ağrısı, tenisçi dirseği, bel ağrısı gibi bölgesel ve fibromyalji gibi yaygın ağrı ile seyreden tablolar da yer alabilir.

İltihabi romatizmal artriti bulunan çoğu hastada bu ağrılı tablolar da eşlik edebilmektedir. İltihabi sistemik (tüm vücudu ilgilendiren) bir çok hastalıkta ise artrit hastalığın sadece bir bulgusu olarak ortaya çıkmaktadır.

Romatizmal hastalıklar (rheumatic diseases)
Tüm artrit ve romatizma tiplerini ifade eder. 150’ye yakın romatizmal hastalık bulunmaktadır. Bunlardan iltihabi olanlarının çoğu en temel anlatımla bağışıklık sistemi ve/veya iltihap mekanizmalarının uygunsuz çalışması ile vücudun kendisine yönelik hastalık oluşturması mekanizmaları ile açıklanmaktadır.

Romatolog nasıl olunur, ne iş yapar? (rheumatologist)
Eklem iltihapları ve diğer romatizmal hastalıkların tanısı ve tıbbi tedavisi konusunda uzman olan doktor. Daha sınırlı anlamda iç hastalıkları uzmanlığı (5 yıl) sonrası romatoloji eğitimi (3 yıl) almış doktor; romatoloji uzmanı. İltihabi sistemik (tüm vücudu ilgilendiren) ve eklemlere özgü romatizmal hastalıklar yanında dejeneratif, metabolik ve mekanik kas-iskelet sorunları da uzmanlık alanına girmektedir. Romatolog, iç hastalıkları uzmanı olması nedeni ile romatizma hastalarında hastalığın kendisine veya tedavilere bağlı olarak sıkça görülebilen iç organ (kalp, böbrek, akciğer, karaciğer, mide-barsaklar vb.) sorunlarının büyük kısmını da çözümleme alt yapısına sahip bulunmaktadır

Artrit nedir? (arthritis ,çoğul arthritides)
Eklem ağrısı yanında eklem iltihabını gösteren eklem şişliği, eklem üzerinde sıcaklık artışı, eklem üzerinde kızarıklık veya eklem hareketlerinde kısıtlılık bulgularından bir veya birkaçının da bulunması durumu, eklem iltihabı. Artrit oluşturan 150’ye yakın değişik hastalık bulunmaktadır. Bu hastalıkların sınıflaması, tanı kriterleri ve tedavi yaklaşımları hastalıklara göre değişik derecelerde uluslararası literatürde ortak olarak belirlenmiş ve kabul edilmiştir. Dolayısı ile artrit oluşturan hastalıklar arasında romatoid artrit, osteoartrit, infeksiyöz artrit, psöriatik artrit, iltihabi barsak hastalığı ile ilişkili artrit, ankilozan spondilit, gut gibi hastalıklar yer almaktadır.

Artrit ve Romatizmal Hastalıkların Nedenleri
Bu hastalıkların mekanizmaları hakkında giderek daha çok şey bilmemize rağmen, hastalığı başlatan nedenler hakkında nispeten daha az şey bilinmektedir.

Bu nedenle, bu gün için çoğu romatizmal hastalık için hastalığın ortaya çıkması kolaylaştıran faktörlerden söz edilebilmektedir. Bunlar arasında ana grup olarak,

genetik: Bağışıklık sistemi hastalıkları ile doku uygunluğu genleri arasında giderek artan bir ilişki kurulmaktadır. Ancak bir çok romatizmal hastalığa yakalanmanın genetik temelleri birden fazla genetik yatkınlığa dayanmakta yani kompleks olarak kabul edilmektedir.

Çevresel : bazı mikrobik ve kimyasal faktörlere maruz kalma, bireylerin karşılaştığı bazı bakteri ve virüslerin bağışıklık sisteminin dengesini bozduğu bilinmektedir.

Fizyolojik: hormonlar ve yaş durumu gibi faktörler sayılabilir.

Yanlış: Romatizmal hastalıkların tedavisi bulunmamaktadır.
Doğru: Romatizmal hastalıkların büyük bölümünde (>%90) uygun sürekli tedavi ve takip ile hastalık bulguları ortadan kaldırılabilmekte ve doku hasarı engellenebilmektedir.

Yanlış: Eklem iltihapları, rüzgar, soğuk havada kalma, rutubet, ıslak ortamlarda bulunma, bazı gıdalara aşırı duyarlılık gibi tıp dışı faktörler ile ilişkilidir.
Doğru: İklimsel faktörlerin (soğuk, rüzgar, rutubet) ve bazı gıdaların eklem iltihaplarına yol açtığını gösteren veri bulunmamaktadır. Ancak barometrik basınç değişikliklerinin eklem ağrılarına yol açabildiği şeklinde gözlemler mevcuttur.

Yanlış: Artritler ailesel geçişlidir.
Doğru: Bu hastalıklar nadiren ebeveynlerden çocuklara geçer. Ancak bazı ailelerde bazı artritlerin daha sık görülebildiği bilinmektedir.

Yanlış: Artrit ve romatizmalar yaşlıların hastalığıdır.
Doğru: İltihabi romatizmalar hemen her yaşta görülebilmektedir. Tepe dönemi 30’lu yaşlardır. Osteoartrit gibi dejeneratif eklem hastalıkları yaş ilerledikçe daha sıklaşmaktadır.

Yanlış: Eklem çıtlatma ve eklem tıkırtısı romatizmaya neden olmaktadır.
Doğru: Eklemlerin aşırı kullanımı dejeneratif eklem hastalığı riskini arttırmaktadır. Ancak, eklem çıtlatma ve tıkırdaması artrit için bir risk faktörü değildir.

Yanlış: Ekleme enjeksiyon yapılması kesinlikle eklem için zararlıdır.
Doğru: Ekleme kortizon enjeksiyonu eklemdeki iltihabı kontrol etmede çok faydalıdır. Ancak bu enjeksiyonun ehil kişilerce (romatolog) uygun şekilde gerekli durumlarda yapılması gerekir. Aşırı sık enjeksiyon uygulamasından da kaçınılması doğrudur.

Yanlış: Ağrı kesiciler (steroid olmayan anti-inflamatuar ilaçlar) bağımlılık yapmaktadır.
Doğru: Narkotik ağrı kesicilerin aksine bu grup ilacın bağımlılık yapıcı özelliği bulunmamaktadır. Doktorunuz ilaç dozunu arttırıyor ise bu hastalığınızın daha şiddetlendiği anlamına gelmektedir.

Yanlış: Bitkisel veya geleneksel tedaviler (bakır bilezikler, Akupunktur, özel gıdalar ve sular) modern tıp uygulamalarından daha etkilidir.
Doğru: Bu yöntemler doktorunuzun uyguladığı modern yöntemler gibi incelenmemiştir ve etkin olduğunu gösteren kanıt bulunmamaktadır.

Yorum Yok »

Sac Dokulmesi ve Tedavisi

Saç dökülmesi sık rastlanan bir rahatsızlıktır. Dış görüntünün önemli bir bölümünü oluşturan saçlardaki problemler hem fiziksel, hem psikolojik olarak rahatsızlık verir. Saç Dökülmesi saçlı derinin tümüne yayılabilir veya bir kaç alanda lokalize olabilir; bu kalıcı tahribat veya geçici dönemsel dökülmeler şeklinde de gelişebilir. Toplumda en sık karşılaşılan iki ayrı tip saç dökülmesinin üzerinde durmak gerekiyor.

Saç Dökülmeleri ve Tedavisi
Saç dökülmesi bir çok kişinin şikayetçi olduğu bir problemdir. Problemin saç dökülmesinde bir artış mı, yoksa saçlarda seyrelme veya kelleşme mi olduğu muhakkak belirlenmelidir. Saç Dökülmesi en çok tarama ve yıkanma esnasında belirginleşir.

Normalde saçlarımız ne kadar dökülür?
Günde 100 kadar yıkama sonrasında ise 200’e yakın saçın dökülmesi normaldir. Bu sayının üzerindeki dökülmeler normal değildir ve bir Dermatoloji Uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerekir.

Hangi tip saç dökülmeleri olağandır ve tedavi gerektirmez?
Doğum, ateşli hastalık ve ağır hastalık, yaralanma ve cerrahi girişim gibi durumlardan 2-3 ay sonra saçlarda dökülme görülebilir. Bazen de guatr tedavisinde kullanılan ilaçlar, A Vitamini, kanser tedavisinde kullanılan ilaçlar dökülmeye neden olabilir. Bu tarz dökülmelerde saçlı deri normaldir. Tedavi gerekmez, saçlar genellikle kendiliğinden gelir.

İç hastalıklarına bağlı gelişen dökülmeler nelerdir?
Demir eksikliğine bağlı kansızlık, guatr gibi hastalıklarda saçlar dökülebilir. Bu durumda dökülmenin durması için altta yatan hastalığın tedavi edilmesi gerekir.

Saç kıran nasıl bir saç dökülmesidir ve nasıl tedavi edilir?
Halk arasında saç kıran olarak bilinen, alopesi areata hastalığında ise iyi sınırlı para şeklinde saçların tamamıyla döküldüğü alanlar vardır. Tedavi de kapalı uygulama ile kortizonlu krem uygulaması, saçsız alanlara kortizon enjeksiyonu yapılabilir. Bazen sistemik kortizon tedavisi uygulanabilir. Ayrıca saç çıkışını uyaran bazı ilaçlar da tedavide kullanılabilir. Bu tip saç dökülmelerinde muhakkak bir Dermatoloji Uzmanına başvurulmalıdır.

Erkek tipi Saç Dökülmesi nedir?
Erkek tipi saç dökülmesi, sıklıkla erkeklerde görülen, fakat son yıllarda kadınlarda da sık görülmeye başlayan, şakak ve tepedeki saçların seyreldiği veya tamamen döküldüğü bir hastalıktır. Bu tip dökülme erkeklerde daha fazla görüldüğü için erkek tipi Saç Dökülmesi veya kalıtsal Saç Dökülmesi olarak bilinir. Erkeklerde bu tip Saç Dökülmesi şakak ve tepe bölgesinde görülür. Kadınlarda ise saçlı derinin üst bölümündeki saçların bütününde seyrelme görülür. Saçların seyreldiği bu alanların kenarlarında olgunlaşmamış ince, kısa, uca doğru giderek incelen saçlar bulunur.

Erkek tipi dökülmenin tedavisi nasıl yapılır?
Tedavide Minoksidil % 2 lik solüsyonun günde 2 kez 6 aylık süre ile uygulanması, erkeklerin %30unda, kadınların ise daha fazlasında, kozmetik olarak fark edilebilen saç çıkışı olur. En iyi yanıt, saçlarında seyrelme olup, kellik gelişmemiş hastalarda alınır. Bu tedavi saçlarında dökülme olan yaşlı kadınlarda da etkilidir.Diğer tedavi yöntemi ise erkek hastalar tarafından finasterid içeren bir hapın günde bir kez kullanılmasıdır. Finasterid kıl kökünde aktif erkeklik hormonu oluşmasını engelleyerek etkili olur.

Kadınlarda dökülme ile birlikte sivilce, kıllanma artışı, adet düzensizliği problemi var ise Dermatoloji Uzmanı tarafından derin araştırma yapılmalıdır.

Bu tedavilere cevap vermeyen olgularda başın enseye yakın bölgesinden alınan saç transplantları 1-2 saç kökü içeren küçük deri parçaları halinde saçın ön bölümüne ekilebilir

çinko eksikliği ve Saç Dökülmesi
Çinko yetersizlikleri çocuklarda büyümenin durmasına ve yetişkinlerde de saç dökülmelerine neden olmaktadır. Çinko yiyeceklerin çoğunda bulunur. Fakat, bunların bazılarındaki çinkodan insanın yararlanması güçleşir (emilim yetersizliklerine bağlı olarak). Hayvansal yiyeceklerdeki çinkonun emilimi genellikle bitkisel yiyeceklere oranla daha yüksektir. Özellikle et, peynir, karaciğer çinkodan zengindir. Bitkisel besinlerden ise badem, ceviz, buğday, bulgur ve mantar çinkodan zengindir.

Sonbaharda Saç Dökülmesi normal
Sonbaharda saçlarda görülen günde 100- 150 tel dökülme normaldir. Bu dönemde iyi beslenemiyoruz. Sebze ve meyvenin azalmasından dolayı yeterince vitamin alamıyoruz. Sonbaharda dökülen saçların yerine, kış aylarında vücut soğuğa adapte olduğu için yenileri çıkmaya başlayacaktır. Çıkan yeni saçlar da ilkbaharda canlanarak, belirgin hale gelecektir. Eğer kış geldiğinde saç hâlâ çok fazla dökülüyorsa o zaman bir cildiye doktoruna gitmekte fayda vardır. Bu durumda da kişilere besleyici ve vitaminli şampuanlar öneriliyor. Sonbahar aylarında da havaların soğumaya başlamasıyla birlikte saç soğanı da daralır ve büzüşür. Saç soğanı eski ölçüsüne göre daha küçük olunca içindeki saçı besleyen damarlar da küçülür. Bu nedenle saç daha az beslenmiş olur. Bir süre sonra bu beslenme yeterli gelmeyince de saç dökülmeye başlar. Saçın kısa ya da uzun olması fark etmez. Ama bazı kişilerde dökülme daha az olabileceği için fark etmeyebilirler. Özellikle şişman yani yağlı kişiler bu durumdan daha az etkilenir. Vücut soğuğa alışıncaya kadar dökülme olur. Özellikle kış aylarında saçı soğuktan korumak gerekir, bu yüzden ıslak saçla dışarı çıkılmamalıdır.

Androjenik alopesi(erkek tipi saç dökülmesi)
Saçlı derinin belirli bölümlerinde simetrik gelişen, erkeklerde sıkça rastlanan bir saç kaybı şekli. Saç Dökülmesi şakaklardan başlayıp, tepeye doğru ilerler. Saç sayısında azalma, incelme, kısalma göze çarpar. Kadınlarda ise genelde saçların cılızlaşması,seyrelmesi şeklinde bulgu verir. Erkeklerin %70 inde rastladığımız bu dökülme kadınların %10 unda karşımıza çıkmaktadır. Genellikle 20 lı uaşların sonunda başlar, dökülmenin hızı bireysel olarak değişik hızlarda ilerler ve bazen çevre faktörlerinınde etkisiyle değişebilir. Bu tip dökülmeler şiddetli vakalarda tüm tepenin açılmasına kadar ilerleyebilir ve kişinin psikolojik sorunlarının da gelişmesine neden olabilir.

Saçlar incelir
Etkilenen bölgelerde saçlar inceleşir ve seyrekleşir. Oluşumunda erkeklik hormonu olan testtesteronun cilde temasında oluşan dehidrotestesteronun kıl köklerini inceltici etkisi vardır.

Uzun süreli tedavi gerekebilir
Tedavisi ve takibinde hastaların uzun süreli izlenmeleri ile olumlu sonuçlar alınabiliyor. Özellikle minoxidil içeren saç spreyleri veya finasterid içeren tabletler olumlu sonuçlar oluşturuyor. İlaçlar düzgün olarak kullanıldığında ve destekleyici tedavi ile zenginleştirildiğinde, etkinlik artabiliyor ve Saç Dökülmesi durabiliyor. Etkinliği uzun süre ve dikkatli kullanımla görülüyor.

Semptomatik (dönemsel) dökülmeler
Kadın ve erkeklerde eş sıklıkta rastlanan saç dökülme şikayeti. Tek bir hastalık olmayıp bir takım diğer hastalıklarla beraber saç köklerininritmik siklüsünün bozulması sonucu gelişebiliyor. Doğum yapan kadınlarda , tiroit bezinin çalışma bozukluklarında ciddi sistemik hastalıklar (zatüre, kan kaybı, böbrek hastalıkları. . . . . ), büyük üzüntüler ve korkulardan sonra bunu izleyen 5-6 ay içinde döklmeler olabilir, bu tarz dökülmeler 3-5 ay kadar sürebilir. Saç kayıplarının diğe bir sık nedenide vitamin ve mineral eksiklikleri olup bunları Diyetle yeterli alınmaması veya kaybın çok olması, vejeteryanlık, emilim bozuklukları saç dökülmelerini hızlandırıyor. Bütün bu nedenlerin tesbiti için, muayene tetikten sonra gerekli tahliller yaptırmalısınız. Hastadaki dökülme nedeni saptandıktan sonra sebebe yönelik takviyeler ve destekleyici önerilerle saçlar tekrar kazanılıyor.

Yorum Yok »