Archive for AÄŸustos, 2007

Bilgisayar Nasil Kullanilmali

Bazı araştırmalar, bilgisayar kullanırken yanlış çalışma alışkanlıkları, uzun süre yazı yazma, stresli çalışma ortamları ve ilişkilerinin çeşitli sağlık sorunlarına neden olabileceğini ortaya koyuyor.

Bu tür rahatsızlıkların belirtileri ellerde, bileklerde, kollarda, omuzlarda, boyunda ve sırtta sızı, ağrı veya hassasiyet; uyuşukluk, yanma veya ürperme; acı, zonklama veya şişlik; tutulma veya kasılma; halsizlik veya isteksizlik olarak ortaya çıkabiliyor. Bu belirtiler yazı yazma sırasında, fare kullanırken ve hatta elle çalışılmayan zamanlarda hissedilebiliyor ve gece uykudan uyandırabiliyor. Bilgisayar kullanımıyla ilgili olduğu düşünülen bu tür belirtilerle karşılaşılması durumunda hemen uzman bir doktora başvurulması gerekiyor. Uzmanlar, sorun ne kadar erken teşhis ve tedavi edilirse, kalıcı rahatsızlıklara yol açma olasılığının da o kadar az olacağını belirtiyor. İşyerinde, okul veya evde bulunan bilgisayarı ortaklaşa kullananların her oturduğunda çalışma ortamını kendi ihtiyaçlarına göre ayarlaması gerektiğini belirten uzmanlar, şu bilgileri veriyor:

“Rahat çalışma ortamınıza uygun düzeni saÄŸlamak için ne gerekiyorsa yapın. DuruÅŸ, aydınlatma, mobilya, iÅŸin organizasyonu ve diÄŸer çalışma koÅŸullarıyla birlikte alışkanlıklarınız, çalışırken kendinizi nasıl hissettiÄŸinizi ve iÅŸ veriminizi etkileyebilir. Vücudunuzun pozisyonunu ve çalışma araçlarınızı ayarlayın. Sık sık kısa molalar verin. Hareket edebilmek için iÅŸlerinizi çeÅŸitlendirin; bütün gün aynı pozisyonda oturmaktan kaçının. Uzun süre hareketsiz oturmak rahatsızlık ve kas yorulmasına yol açabilir. DuruÅŸunuzu deÄŸiÅŸtirmek, omurganız, eklemleriniz, kaslarınız ve kan dolaşımınız, kısacası bedeninizin birçok bölgesi için faydalıdır. HissedeceÄŸiniz en küçük bir gerilimi, acıyı veya rahatsızlığı dikkate alıp, vakit kaybetmeden rahatlamaya çalışın.

Tıbbi bakım gerektirecek her türlü durumu ve bilinen diğer sağlık faktörlerini dikkate alın. Çalışma alışkanlıklarınızı sağlığınızı gözetecek şekilde değiştirin. Otururken ayakların yere sağlam ve rahatça bastığından emin olun. Ayakların yerde rahatça durmasını sağlamak için ayarlanabilir masa ve sandalye veya bir ayak desteği kullanın. Sandalyenizi vücudunuza tam destek olacak şekilde kullanın. Ağırlığınızı eşit olarak dağıtın ve sandalyenin oturma yerini ve arkalığını vücudunuza destek olacak şekilde kullanın. Sandalyenizin arkalığı ayarlanabiliyorsa, arkalığı omurganızın alt kısmının doğal eğimine uyacak şekilde ayarlayın.

Kas gerilmesini en aza indirmek için omuzlar gevşek, kaldırılmamış veya aşağı indirilmemiş olmalı, dirsekler de klavye yüksekliğine göre rahat bir şekilde yerleştirilmiş olmalıdır. Dirsekleri klavyenin orta sırasıyla aynı hizada olacak şekilde (Caps Lock tuşunun olduğu sıra) yerleştirin. Yazarken veya işaretleme aygıtı kullanırken, önkollarınızı, bileklerinizi ve ellerinizi doğal rahat ortamlarında tutun. Rahat çalışma bölgenizi bulmanın bir yolu da kollarınızı, bileklerinizi ve ellerinizi yanlarda tamamen rahat bırakarak nasıl durduklarına bakmaktır. Yazmak için kaldırdığınızda bu pozisyonlara yakın tutun, bileklerinizi özellikle sık sık veya uzun süre çok fazla yukarı, aşağı, içe veya dışa kıvırmamaya dikkat edin. Uzun süre bilgisayarla çalışmak gözlerin aşırı yorulmasına ve tahriş olmasına yol açar. Bu nedenle gözlerinizi sık sık dinlendirin. Düzenli olarak gözlerinizi monitörden uzaklaştırıp uzaktaki bir noktaya odaklayın.
Bu aynı zamanda, gerinmek, derin nefes almak ve gevÅŸemek için iyi bir fırsat olabilir. Monitörünüzü, gözlüklerinizi veya kontak lenslerinizi temiz tutun. Gözlerinizin saÄŸlam olduÄŸundan emin olmak için düzenli olarak uzman doktora kontrol ettirin. Monitörünüzü uygun biçimde yerleÅŸtirip açısını ayarlarsanız, göz yorgunluÄŸunu, boyun, omuz ve sırt aÄŸrılarını azaltabilirsiniz. Monitörünüzün yüksekliÄŸi omuzlarınızı kasmamanıza ve başınızın rahat bir pozisyonda durmasına olanak saÄŸlamalıdır. Monitörü, metnin en üst satırı göz hizanızın hemen altına gelecek biçimde yerleÅŸtirerek rahat edebilirsiniz. Klavye, fare ve diÄŸer giriÅŸ aygıtlarını, çalışırken vücudunuz gevÅŸek ve rahat bir pozisyonda olacak biçimde yerleÅŸtirin. Telefonu başınızla omzunuz arasında sıkıştırarak kullanmak boyun, omuz ve sırt rahatsızlıklarına neden olabilir. Telefonunuzu çok kullanıyorsanız, kulaklık kullanmayı deneyin veya telefonu diÄŸer elinizle tutacak biçimde yerleÅŸtirin.”

TAŞINABİLİR BİLGİSAYARDA RAHAT ÇALIŞMA ORTAMI SAĞLAMAK
Uzmanlar, taşınabilir bilgisayar kullanırken rahat bir çalışma ortamı saÄŸlamanın, masaüstü bilgisayar kullanımına göre daha fazla çaba gerektirdiÄŸini ifade ediyor. Bu nedenle bedenin vereceÄŸi rahatsızlık iÅŸaretlerine karşı uyanık olunması gerektiÄŸini kaydeden uzmanlar, “Taşınabilir bilgisayar kullanırken omuzlarınızı ve boynunuzu gevÅŸek bırakın ve başınızı da omuzlarınız üzerinde dengede tutun. Taşınabilir bilgisayar dizlerinizin üzerine koyup çalışıyorsanız, ekranı yükseltmek için bacaklarınızın üzerine bir destek (örneÄŸin çanta, yatak masası, kalın bir kitap) koyun. Yazma stilinizi gözlemleyin, yazarken ellerinizi ve parmaklarınızı nasıl kullandığınıza dikkat edin.
Parmaklarınızı gereksiz yere kasıp germeyin. Yazarken tuşlara sert mi, yumuşak mı dokunduğunuza dikkat edin. Tuşlara basmak için asgari miktarda kuvvet kullanın.
Klavyenizin orta sırasına uzak olan tuÅŸlara eriÅŸmek için, parmaklarınızla uzanmaya çalışmak yerine kolunuzun tümünü uzatın. Ctrl+C veya Alt+F gibi iki tuÅŸa aynı anda basarken, her iki tuÅŸa da aynı anda basmak için tek elinizin parmaklarını zorlamak yerine iki elinizi birden kullanın. Elinizi hafif alıştırın. TuÅŸlara çok kuvvetli basıyorsanız, biraz daha hafif basmaya çalışın. İki parmakla tuÅŸlara bakarak yazma sırasında boyun öne doÄŸru eÄŸilmek zorunda kalır. On parmak yazmayı öğrenin, böylece klavyeye fazla bakmanıza gerek kalmaz” ÅŸeklinde konuÅŸuyor. Bilgisayar kullanırken, ÅŸu noktalara özellikle dikkat edilmesi gerekiyor:

“TuÅŸlara vurmaktan, gereÄŸinden fazla kuvvetli basmaktan kaçının. Fare, izleme topu veya baÅŸka bir iÅŸaretleme aygıtını kullanırken, gevÅŸek bir ÅŸekilde tutun ve tuÅŸları hafif bir dokunuÅŸla tıklatın. Elinizi ve parmaklarınızı aktif olarak kullanırken ve bekleme sırasında aygıtın üzerine koyduÄŸunuzda her zaman gevÅŸek bırakın. Daha uzun süreli duraklamalarda, serbest bırakarak el ve parmaklarınızı rahatlatın. Bilgisayarda uzun süre çalışacaksanız en azından saatte bir, mümkünse daha da sık olarak kısa molalar verin. Sık sık verilen kısa araların, daha seyrek ama uzun süren molalardan daha yararlı olduÄŸunu görürsünüz. Mola vermeyi unutuyorsanız, çalar saat veya özelleÅŸtirilmiÅŸ yazılımlar kullanabilirsiniz.
Mola verdiğinizde ayağa kalkarak gerinin ve özellikle bilgisayarda çalışırken kullanmadığınız kas ve eklemlerinizi açmaya çalışın. İşyerinizde sizin için stres unsuru olan şeylerin bir listesini çıkarın. Fiziksel veya ruhsal sağlığınızın etkilendiğini düşünüyorsanız, stres kaynaklarını azaltmak veya tamamen ortadan kaldırmak için neler yapabileceğinizi düşünün. (iha)

Yorum Yok »

Yumurtalik Kanseri

Amerika da 70 kadından l inde yumurtalık kanseri görülmektedir. Bu hastalık ölümcül olabilir, ilk safhalarında pek dikkati çekecek bulgu vermez ve genellikle rutin alt karın muayenesi sırasında fark edilir. Erken teşhis edilmezse, sonunda ağrılı bir hale gelir ve tümörün salgıladığı sıvı karnın şişmesine neden olabilir. Yüzde 70-80 vakada hastalık, bu ilerlemiş safhada teşhis edilir.

Tanım
Yumurtalık kanseri uzun dönem belirtisiz olarak seyrettiğinden , ileri evrede tanı konulan ve en çok ölüme neden olan jinekolojik kanserdir. Tedavi ve tanı yöntemlerindeki tüm ilerlemelere rağmen halen seyri en kötü olan jinekolojik kanserde gene yumurtalık kanseridir. 5 yıllık sağ kalım % 50 ‘ nin altındadır. İşte tüm bu veriler yumurtalık kanserinin jinekolog onkologlarca değerlendirilip tedavi edilmesini zorunlu kılmaktadır.

Hastalığın Görülme Sıklığı
Kadınlarda ölüm nedenleri arasında beşinci sırada yumurtalık kanseri yer alır. Tüm diğer jinekolojik kanserlerle kıyaslandığında jinekolojik kanserlerden ölüm sebepleri arasında birinci sırada yumurtalık kanseri gelir. Yumurtalık kanseri sıklığı 70 yaş üzerinde en yüksektir, 40 yaşından önce nadir olarak görülür. 65-75 yaş aralığında sıklığı artmış olarak bulunur. Genel olarak incelendiğinde gelişmiş ülkelerde yumurtalık kanseri daha sık olarak saptanmıştır. Tedavideki tüm ilerlemelere rağmen beş yıllık sağ-kalım oranı %40 ‘ ın altındadır. Yumurtalık kanseri % 70 olarak tanı konulduğunda , bölgesel ve uzak yayılımını tamamladıktan sonra yakalanmıştır.

Risk Faktörleri
•İleri yaş
•Ailesel yumurtalık kanseri öyküsü ve kalıtsal bir takım genetik yatkınlık sendromları
•Kısırlık
•Hiç doğum yapmamış olma
•Geç menopoz yaşı
•Erken adet görme yaşı

Süt verme , çok sayıda doğum yapmış olanlar , doğum kontrol hapı kullanımı , rahimi herhangi bir nedenle çıkarılanlarda yumurtalık kanserine yakalanma olasılığı azalmış olarak kabul edilir.

Klinik değerlendirme Ve Tanısal Yaklaşım
Yumurtalık kanseri erken evrede belirtisizdir. Hastalık ilerledikçe hastalığa özgü bir takım belirti ve bulgular oluşmaya başlar. Hastalarda yumurtalıktaki kitlenin büyüklüğü ile orantılı çevre dokulara bası ile oluşan karında gerginlik , gaz sancısı ve karında dolgunluk hissi % 70 ‘inde varolan başlıca yakınmalardır. Ayrıca karın ağrısı , bel ağrısı , kabızlık ve idrar yolu şikayetleride daha az sıklıkta rastlanılan belirtilerdir. Hastalık ilerledikçe ve yumurtalıktaki kitle büyüdükçe bu şikayetlerin şiddetide ilerler , karında ve akciğer zarları arasında sıvı birikir. Bu da karındaki rahatsızlık hissinin artışının yanı sıra nefes darlığı gibi solunum sistemine ait şikayetlerinde tabloya eklenmesine neden olur. Başlangıçtan itibaren sindirim sistemine ait şikayet ve bulgular varsa sindirim sistemine ait bir tümörün yumurtalığa yayılımı klinisyence akıldan çıkarılmaması gereken bir olasılıktır. Jinekolojik muayenede yumurtalıkta kitle ele gelen hastalarda sırasıyla ultrasonografi , Tomografi , MR gibi görüntüleme tetkiklerinin yanısıra , sindirim sistemine ait tümörlerin tanısına yönelik kolonoskopi ve gastroskopi planlanmalıdır. Yumurtalık kitlelerinde kapalı cerrahi ile değerlendirme yapılabilir ancak bu yöntemde tıpkı eksik cerrahi girişimde de olduğu gibi tümör hücrelerinin saçılarak yayılması olasılığı varolduğundan dikkatli olunmalıdır.

Tümör belirteçleri kanda ölçülerek yumurtalık kanserinde sıklıkla tanısal amaçla kullanılan bir veridir. Ancak unutulmaması gereken bu tümör belirteçleri tümör olmadanda yüksek olarak saptanabilir , ve de kan seviyelerinin hastalığın ilerleme hızıyla ilişkisinin olmadığıdır. Tedavi sonrası izlemde ve nüks halinde bu tümör belirteçleri önemli bilgiler verir.

Belirtiler
•Başlangıçta genellikle hiçbir belirti yoktur;
•Karnında hafif rahatsızlık ve hafif hazımsızlık;
•şişkin karın ve karnın altında ağrı (hastalığın son safhasında)

Yumurtalık kanseri genellikle menopozdan sonra gelişir. Hiç hamile kalmamış veya hamile kalmak konusunda sorunları olmuş kadınların yumurtalık kanserine yakalanmaları olasılığı daha fazladır. Tersine, çok çocuğunuz olmuşsa veya doğum kontrol hapı kullanmışsanız bu olasılık daha azdır. Ancak her iki durumda da yıllık alt karın muayenesi çok önemlidir. Çünkü erken teşhis ve tedavi çok daha fazla iyileşme şansı sağlar.

TeÅŸhis
Alt karın muayenesinde yumurtalıklarda bir kitle fark edilirse, doktor birtakım testler ister. Karın içinin durumunu anlamak için ultrasonografi, (yumurtalık kisti baskı yaparak şekillerini bozacağı için) kolon, böbrekler ve üreterlerin (böbrekleri mesaneye bağlayan kanallar) röntgen filmleri, yumurtalıkların durumunu görebilmek için (doktorun karında bir kesik yapıp içeriye bir alet sokarak yaptığı) laparoskopi gerekebilir. Doktor laparoskopi sırasında tümörden (habis olup olmadığını anlamanın tek yolu) küçük bir parça alabilir. Yumurtalık tümörlerinin dörtte üçü habis değildir.

Yumurtalık kanseri erken teşhis edilirse 5 yıl sağ kalma şansı yüzde 60-80 dir. Bu kanser türü erken dönemde teşhis edilemediği için tamamıyla iyileşme oranı yüzde 30-40 dır. Her şeye karşın günümüzde geniş çaplı bir ameliyat ve kemoterapi ile ilerlemiş vakalarda da kadınlar çok daha uzun yaşayabilmektedirler.

Tedavi Ameliyat
Eğer tümör erken teşhis edilmişse ve hasta çocuk doğurmak isteyen genç bir kadınsa, sadece bir tümörün olduğu yumurtalık ve onun fallop tüpü alınır. Ancak en sık görülen tümör her iki yumurtalıkta da ortaya çıkar. Durum böyleyse veya hastalık yayılmaya başlamışsa; doktor yumurtalıkları, rahmi, fallop tüplerini, yakındaki lenf düğümlerini ve yumurtalık kanseri genellikle omentuma sıçradığj için omentumu (bağırsakları örten zar) alır. Operatör bunlardan başka kanser hücreleri aramak üzere karnın içindeki birçok yerden doku örnekleri ve karın sıvısı örneği alır.

Yumurtalık kanserinde hastalığın yayılma derecesi yani evresi cerrahi sonrasında belirlenir. Cerrahi olarak batın içi sıvı alımı ,yumurtalıklar , rahim , lenf nodları ve appendiks , gibi organlar çıkarılır bunlar tümör yayılımı açısından incelendikten, hastalığın yayılımı hakkında bilgi sahibi olunduktan sonra , tedavinin devamı hakkında karar verilebilir. Dolasıyla bu bilgi ışığında , yumurtalık kanserinde tedavinin birincil şeklini ve devamını belirleyen cerrahidir. Cerrahi sonrası çıkartılan yumurtalıkta sınırlı tümöral oluşum mevcut ise ek tedaviye gerek yoktur burada hasta tümör belirteçleri periyodik aralıklarla ölçülerek takip edilirler. Daha ileri evre yumurtalık kanserlerinde çıkarılabilir tüm tümöral dokular çıkarıldıktan sonra hasta kemoterapiye yönlendirilir. Kemoterapisi tamamlanan hasta ikinci kez opere edilerek biyopsiler alınarak hastalık hakkında bilgi sahibi olunur ve de karın zarları arasına port yerleştirilerek hastaya bölgesel kemoterapi alma olanağı tanınmış olur. Bazı ileri evre yumurtalık kanseri olgularında ise önce kemoterapi yapılarak kitle çıkarılabilir hale getirilir ,daha sonrasında ise cerrahi tedavi ile hastalık tedavi edilmeye çalışılır.

Radyasyon
Ameliyatı genellikle radyoterapi veya kemoterapi izler. Doktor tümörün hepsini çıkaramamışsa, radyoterapi bunu küçülterek kemoterapiye daha fazla şans tanır.

Kemoterapi
Onkolog (kanser uzmanı) birçok ilacı bir arada kullanarak tedavi uygular. Kemoterapiden sonra genellikle tümör küçülür. Ancak 12-18 ay sonra, hastalık ilaçlara bir direnç geliştirdiği için yeniden büyümeye başlar. Bu durumda ikinci kemoterapi uygulamasında başka bir ilaç bileşimi kullanılır.

Yorum Yok »

Prostat Kanseri

prostat Nedir ve Nerelerde Yer Alır?
Prostat kestane boyut ve şekillerinde bir salgı bezidir. Mesanenin altında, rektumun (makat) önünde yer alır. Prostatın tam merkezinden üretra denilen mesaneden idrarı boşaltmaya yarayan kanal yer alır. Ejekülasyon (cinsel boşalma) sırasında prostatı çevreleyen kaslar seminal sıvıyı üretraya doldurur. Seminal sıvı üretra boyunca penis ucuna kadar gelerek buradan dışarıya akar. Prostat büyürse içinden geçen üretrayı sıkıştırarak idrar akışını zorlaştırabilir hatta tamamen durdurabilir. Bu nedenle prostat kanserinin belirtilerinden birisi idrar yapmakta güçlüktür.

Prostat Kanseri Nedir?
Bütün vücut dokularında hücreler kendilerini belirli bir kontrol mekanizması içerisinde yenilerler. Böylece zedelenen doku tamir edilir, yenilenir. Kontrol dışı çoğalan hücreler tümör adı verilen hücre topluluklarını oluşturur. Bazı tümörler büyümelerine karşılık köken aldıkları dokuda sınırlı kalırlar ve komşu organlara ilerlemezler. Bunlara benign (selim, iyi huylu) tümörler denir. Diğer bir kısmı ise sadece büyümekle kalmayıp komşu organlara uzanma ve onları da tahrip etme potansiyeline sahiptir. Bu tür tümörler kan ve lenf dolaşımı ile köken aldıkları yerlerden uzaktaki organlara da sıçrayabilirler. Bu tür tümörlere malign (habis, kötü huylu) tümör yada kanser denir. Kanser hücreleri köken aldıkları malign tümörden ayrılabilir, vücutta dolaşarak yeni yerleştikleri yerlerde de çoğalabilirler. Bu şekilde köken aldıkları organ dışına sıçramış ve oralarda büyümekte olan tümörlere metastaz denir.

Erkek cinsel organlarından prostatın kanseridir. Yaşlılık hastalığıdır. Erkeklerin en sık görülen kanserlerinden biridir.

Sebebi Nedir ?
Kesin sebep bilinmemekle birlikte aile etkeninin (Baba, Kardeş, Amca), yaşlanmanın, yüksek yağlı Diyetin, mesleki uğraşların (Kaynakçılık, Akü) etkisi belirgindir.

Prostat Kanserinin Nedenleri Nelerdir?
Prostat kanserinin nedenleri tam olarak bilinmemektedir. Bazı araştırıcılar aşırı yağlı yiyecekler gibi çevresel faktörlerin etkisi olabileceğini düşünürken, bir başka grup araştırıcı prostat kanserinin genetik (kalıtsal veya ailevi) nedenlerle gelişebileceğini öne sürmektedir. Nedeni ne olursa olsun, prostat kanserinde bugün için kabul edilen en önemli risk faktörü yaşlanmadır. Prostat kanseri gelişme riski 50 yaşından sonra artmaya başlar.

Sizde Prostat Kanseri Olabilir Eğer siz ya da ailenizden biri 50 yaş üzeri bir erkek ise kendiniz için yapabileceğiniz ya da o aile üyesine önerebileceğiniz en önemli şeylerden birisi prostat kanseri açısından incelenmektir. Prostat kanseri erkeklerde en sık saptanan kanserdir ve kansere bağlı ölümlerin ikinci sık nedenidir.

Prostat Kanserinin Belirtileri Nelerdir ?
Prostat büyümesi belirtilerinin hemen hemen aynısıdır. İdrara zorlukla başlama, akım gücünde azalma ve incelme, kesik kesik idrar yapma bunlardan bazılarıdır. İdrar ve meni kanlı gelebilir.

Prostat kanseri erkeklere has prostat guddesinde ortaya çıkan bir kanser türüdür.Prostat guddesinin görevi spermin hareketini ve desteklenmesini sağlayan meni sıvısını salgılanmasını sağlamaktır.

Prostat kanseri her erkekte ortaya çıkabilir ama bazı faktörler risk faktörünü arttırmaktadır.50 yaş üzeri erkeklerde görülme riski artmaktadır.

Yağlı beslenme ve şişmanlıkta prostat kanseri oluşma riskini arttıran faktörlerdendir.Ayrıca ailesinde prostat kanseri görülen kişilerlerde de görülme oranı daha fazladır.

Özellikle risk taşıyan gruplarda olan erkekler prostat kanserinin belirtileri konusunda dikkatli olmalıdır.Bunların başlıcaları acil idrara çıkma ihtiyacı ve idrar yapmaya başlama güçlüğüdür.Prostat kanseri olan bir erkekte alt kasık bölgesinde ve kalçalarda devamlı bir ağrı ortaya çıkabilir.

Yavaş ve damla damla idrar yapmak veya akıntının kesik kesik olması da prostat kanserinin belirtileri arasındadır.Bazı erkeklerde sıklıkla gece idrarını yapma veya idrar kesesinin hep bir gerçek boşalma olmaması hisside ortaya çıkabilir.Ek olarak acı hissedebilirler ve idrarda kan görülebilir.

Bazı hastalar acılı boşalma yaşayabilir.Bunların beraberinde sebepsiz kilo kaybı görülebilir.Bazı prostat kanser vakalarında ise malesef bu belirtiler hiç ortaya çıkmaz.Bu sebeple prostat kanseri genelde vücuda yayıldıktan sonra geç teşhis edilebilir buna rağmen erken teşhis durumunda çok yüksek oranlarda iyileşme sağlanmaktadır.

Prostat kanseri genellikle ileri aşamalarına kadar bulgu vermez. İyi bir doktor muayenesi ve Prostate Specific Antigen (PSA) adı verilen bir kan tahlili ile genellikle bulgu vermeden önce erken evrelerde tanısı konulabilir.

İleri evrelerde ise prostat bezinin büyümesine bağlı idrar yapamama, idrar veyasemen sıvsında kan görülmesi gibi bulgular verebilir. Ayıca ağrı ve empotansgibi bulgular da verebilir.

Hastalığı önlemenin kesin yolları bilinmemekle birlikte sağlıklı yaşam içingerekli genel kuralları ( egzersiz ve düşük yağlı diyet) uygulamak yararlı olabilir

Kim Risk Altındadır?
EÄŸer yeterince uzun yaÅŸarsa hemen tüm erkeklerde prostat kanseri geliÅŸir. YaÅŸ arttıkça prostat kanseri geliÅŸme riski artar. Prostat kanserlerinin %85′i 65 yaşın üzerindeki erkeklerde saptanır. Ancak, bazı erkeklerde çok daha erken yaÅŸlarda prostat kanseri geliÅŸebilir. Henüz bilemediÄŸimiz nedenlerden ötürü Afrika kökenlilerde prostat kanseri geliÅŸme riski daha yüksektir. Asya kökenliler bu açıdan daha düşük risk taşımaktadırlar.

Lütfen Muayene Olun: Erken Tanı Hayatınızı Değiştirir!

Prostat kanseri genellikle çok yavaş büyür. Yıllarca hiç belirti vermeyebilir. Bir çok erkek prostat kanseri olduğunu öğrenemeden başka hastalıklar sebebiyle ölür. Diğer taraftan bir kısım hastada ise prostat kanseri erken, orta ya da geç dönemde iken saptanır. Prostat kanseri erkeklerdeki en sık kanserdir ve çok sinsi seyreder. Maalesef bir çok hastada hiç bir belirti vermeyebildiği gibi hiç bir yakınmaya da yol açmayabilir. Bu nedenle sizin ya da 50 yaş üzeri aile üyesi diğer erkeklerin bu hastalık için doktora başvurması ve izleyen yıllarda da düzenli kontrolden geçmeleri çok önemlidir. Prostat kanserinde tedavinin amacı yaşamı uzatmak ve ailenin ve toplumun aktif bir üyesi olarak yaşanmaya değer hale getirmektir. Ancak hastalık ilerledikçe başarılı tedavi tanımı değişir. Erken evredeki prostat kanserinin başarılı tedavisi genellikle bunun kesilip çıkartılması ve hastalığın tamamen ortadan kaldırılması ile özdeştir. Buna karşın ilerlemiş prostat kanserinintedavisi ise yakınmaların ortaya çıkışının geciktirilmesi ve ya engellenmesi (bazen yıllarca) anlamına gelir. Bu nedenle prostat kanserinin tam olarak tedavisi hastalığın erken dönemde yakalanması ve uygun biçimde tedavi edilmesi ile mümkündür. Bilinçli ve bilgili olmak başarılı tedavinin birinci basamağını oluşturur. Bu kitapçık prostat kanseri ve tedavi seçenekleri konusunda sizi bilinçlendirmeyi amaçlamaktadır. Öncelikle bilmeniz gereken konu tüm erkeklerin risk altında olduğu; prostat kanserinin başarı ile savaşıp yenebileceğiniz bir hastalık olduğu ve bu hastalık için tedavi alırken bile aktif yaşantınızı sürdürebileceğinizdir. Ayrıca tetkik edilmenin şart olduğu da kavramanız gerekir, çünkü tedavi edilmeden önce sizde hastalık olup olmadığının bilinmesi gerekir.

Tani nasil konur ?
Ürolog parmak muayenesi ile prostatı inceler. Sert kıvam veya yumru şüphelendirir. PSA adlı tetkik istenir. Bu tetkik sonucu yüksekse prostattan parça alınarak (Biopsi) tanı kesinleştirilir.

Nasil Tedavi Edilir ?
Tedavide hastanın yaşı, kanserin ilerleme düzeyi, hastanın genel sağlık durumu, gibi çeşitli etmenler göz önünde tutulur.

Radyasyon Tedavisi (Dışarıdan Işın Tedavisi): Sadece prostatta sınırlı kalmışkanserlerde ameliyat ve radyasyon tedavisi eşit iyileşme sağlar. Son 20 yıldır geliştirilen radyoterapi tetkikleri komplikasyonları en aza indirmiştir.Genellikle iki ay boyunca günlük dozlarda radyasyon verilir ve iyi tolere edilir.Anestezi ve hastanede yatmayı gerektirmez.Ağrı hissedilmez. Herbir tedavi sadecebirkaç dakika sürer. Tedaviden sonra hastalar günlük aktivitelerine devam edebilirler.

Radikal Prostatektomi: Prostat ve bağlı seminal kabarcıklar beraberce ameliyatla alınırlar.Bir kaç gün hastanede yatmayı gerektirir. Genel veya Lokal anestezi ile yapılır. Ameliyat sonrasında bir miktar sonda taşımak gerekebilir.Radikal Prostatektomi de amaç kanserli dokunun tamamını alabilmektir. Eğer bu başarılabilirse o zaman başka tedaviye gerek duyulmaz. Ancak bazen açıldıktan sonra kanserli dokunun prostat dışında lenf bezlerine veya çevre dokulara da genişlemiş olduğu görülebilir. Böyle durumlarda kanserli dokunun tamamı alınamaz ve ameliyat sonrası radyasyon tedavisine ihtiyaç duyulabilir.

Radyasyon Tedavisi (Brachytherapy): Dışarıdan verilen radyasyon tedavisi de radikal prostatektomi de hastalarda ereksiyon yeteneğini sınırlarlar. Bunu engellemek için Brachytherapy adı verilen bir radyasyon tedavisi yöntemi kullanılır. Karın içine leğen kemiğinin dibine, rektumun önüne, testislerin gerisine konan metal kateterler ile radyoaktif madde öldürülmek istenen kanserli dokuya verilir.Böylece çevre dokulara verilecek ışın dozu azaltılarak ereksiyonu sağlayacaksinir ve damarlarda daha az hasar neden olunur.Çok sık uygulanan bir tedaviseçeneği değildir.

Hormon Tedavisi: Kanser prostat dışına da yayılmışsa genellikle hormonal tedaviuygulanır. Hormon tedavisinin hedefi testislerden erkeklik hormonu salınımını baskılamaktır. Çoğu zaman erkeklik hormonunun baskılanması ile prostat kanserindekigelişme durdurulabilir. Bu tedavinin en kolay ve en hızlı yolu testislerin alınmasıdır. (kastrasyon, kısırlaştırma) Ancak genellikle günlük ağızdan alınan ilaçlar yada aylık veya 3 aylık enjektabl ilaçlar bu tedavide terch edilir.

Evrelere Göre Tedavi:
Evre T1 ve T2 de(veya Ave B de) radyasyon tedavisi veya ameliyatla (radikal prostatektomi) tedavi aynı etkiyi gösterirler. Hastalığın bu aşamasında tedaviye hastanın durumuna göre ve olası yan etkileri göz önüne alınarak karar verilir.Bir ürolog ve radyasyon onkolojisti ile görüşülmelidir.

Evre T3 veya C de sadece ameliyatla tedavi yeterli değildir. Çünkü kanser prostat dışına da yayılmıştır ve ameliyattan sonra radyasyon tedavisi de gerekecektir.Radyasyon tedavisi kalan mikroskobik kalıntıları da öldürecektir.Birçok doktor bu evrede olası komplikasyonları önlemek için çok daha erken dönemlerde radyasyon tedavisine başlama taraftarıdır. Hatta bu aşamada yakalanan kanserlerin pek yüz güldürücü olmayan gidişini engelleyebilmek için radyasyon tedavisi ile birlikte hormontedavisi uygulamakta giderek daha çok kullanılan bir yöntemdir.

Evre T4 veya D de kanser kemiklere yayılmıştır (metastaz)Tedavi semptomlarıhafifletmek ve kanseri geçici olarak geriletmeye yönelik olarak yapılır. Kemik metastazlarının tedavisinde ameliyat veya radyasyon tedavisi gerekebilir.

Prostat kanseri yavaş seyirli bir yaşlılık hastalığıdır. Erken devrede yakalanırsa tam iyileşme mümkündür. Hastalığın hücresel kötülük derecesi (Grade) ve evresi gidişi etkileyen önemli faktörlerdir. Kanser prostatın dışına çıkmamışsa cerrahi olarak çıkartılır. Yayılmış kanserde hormonal tedavi, kemoterapi veya radyoterapi uygulanır. Hormonal tedavide amaç prostatı erkeklik hormonundan mahrum bırakmaktır. Buda cerrahi olarak testislerin çıkartılması (Orkiektomi) veya aynı etkiyi gösteren ilaçların kullanımı ile gerçekleştirilir.

Yorum Yok »

Meme Kanseri

Tüm kadın kanserlerinin yaklaşık %25′i meme kanseridir. Amerika’da yapılan bir çalışmada 1994 yılında 183.000 yeni meme kanseri görüleceÄŸi ve bunların 46.300 ‘ünün bu hastalıktan öleceÄŸi hesaplanmıştır. 1950-1970 yılları arasında ABD’ de, 1milyon kadın meme kanseri nedeni ile hayatını kaybetti. Bu sayı ABD’nin 2. Dünya savaşı, Kore ve Vietnam savaÅŸlarında kaybettiÄŸi insan sayısından fazladır. 1998 yılında Avrupa’da 1 milyon kadın, meme kanserin nedeni ile tedavi görmektedir. 2000 yılında dünyada 1 milyon kadına, yeni meme kanseri tanısı konacaktır. Dünyada her 11 dakikada 1 kadın meme kanseri nedeni ile hayatını kaybediyor. Dünyada her 3 dakikada 1 kadına, yeni meme kanseri tanısı konuyor.

Türkiye’ de yapılmış saÄŸlıklı bir istatistik çalışması yoktur.Ancak beslenme ve iklim açısından, ülkemiz ÅŸartlarına yakın bir Akdeniz ülkesi olan İtalya’da yapılmış istatistiklerini ülkemize uyguladığımızda, Türkiye’ de her yıl 30 bin kadının meme kanserine yakalandığı tahmin edilmektedir.

Kadınlardan daha az olmakla birlikte, erkeklerde de meme kanseri görülebilir. Her 100 meme kanserinden birisi erkeklerde görülür. Son yıllarda erkeklerde meme kanseri oranı % 50 artış göstermiştir. Bundan dolayı erkeklerin de bu konuda bilinçli olması gereklidir.

Meme Kanseri Belirtileri:
•Memede iki haftadan uzun süre ele elen sertlik veya kitle,
•Meme derisinde kalınlaşma, şişme, renk değişikliği,
•Meme başında kalınlaşma, kızarıklık veya yara olması,
•Memede veya meme başında içeri doğru çekinti olması,
•Memenin şeklinde değişiklik,
•Meme başlarının pozisyonlarında değişiklik,
•Meme başı akıntısı (özellikle kanlı)

Meme Kanserine Neden Olabilecek Risk Faktörleri
Meme kanserine yakalanan kadınların yarısı, bu risk faktörlerini hiç taşımamaktadır. Bu nedenle, risk faktörlerinin taşımayan kişiler de olağan kontrollerini yaptırmalıdırlar.

YaÅŸ: İleri yaÅŸ önemli bir risk faktörüdür. Yeni meme kanseri tanısı konan kadınların %70′i, 50 yaÅŸ üzerindedir.Yani 50 yaÅŸ üzerinde olan kadınlarda meme kanseri görülme sıklığı, yaşı 50 yaşın altında olan kadınlardan 4 kat daha fazladır. Meme kanserlerinin %1′i 25 yaÅŸtan önce görülmektedir.

Kişisel meme kanseri hikayesi: Daha önce meme kanseri geçirmiş ve tedavi olmuş kadınlarda, diğer memede kansere gelişme olasılığı normal kadınlara göre 3-4 kat daha fazladır.

Ailede meme kanseri hikayesi: Aile yakınları arasında meme kanserine yakalanmış kadınların, meme kanserine yakalanma olasılığı, diğer kadınlara göre daha fazladır. Örneğin, kız kardeşi veya annesi meme kanserine yakalanan bir kadının, meme kanserine yakalanma riski, diğer kadınlardan 2- 5 kat daha fazladır. Bu kadınlar daha sık ve dikkatli izlenmelidir. Ailesinde meme kanseri olan kadınların,genetik danışma verilen kliniklerde risk hesaplanması gerekir.

Daha önce meme biopsisi yapılmış olması: Memede bir kitle nedeni ile biopsi yapılmış ve iyi huylu bir tümör saptanmış olabilir. Bazı kanser olmayan iyi huylu tümörlerin bulunması, kanser gelişme riskini değişik oranlarda artırabilmektedir. Bu, tümörün hücresel yapısına göre değişir.

Doğurganlık çağının uzunluğu: Adet görmeye erken başlanması, menepoza geç girilmesi doğurganlık çağının uzaması anlamına gelir. Bu sırada kadın daha uzun süre östrojen hormonu etkisi altında kalmakta, meme kanseri gelişme riski artmaktadır. Erken menopoza giren kadınlarda hormon tedavisi yapılmıyor ise, meme kanseri riski önemli ölçüde azalmaktadır. Elli yaşından sonra adet görmeye devam eden kadınlarda, meme kanserine yakalanma riski az da olsa artmaktadır.

Doğurganlık hikayesi: İlk çocuğu doğurma yaşı önemlidir. İlk çocuğunu 30 yaşından sonra doğuran kadınlarda meme kanseri görülme oranı 20 yaşından önce doğuranlara göre 2 kat fazladır. Hiç çocuk doğurmayan kadınlarda risk hafif yükselmektedir.

Sosyoekonomik seviyenin yüksekliği: Varlıklı, sosyoekonomik düzeyi yüksek olan kadınlarda, meme kanseri görülme oranı daha fazladır. Bu ailelerin kızları daha iyi beslendikleri için daha erken gelişmekte ve erken yaşta adet görmeye başlamaktadır. Ayrıca bu çocuklar büyüdükleri zaman eğitim ve iş nedeni ile daha geç evlenmekte ve daha geç çocuk sahibi olmaktadırlar. Bu nedenlere bağlı olarak fertil çağın erken başlaması, geç doğurma gibi nedenler risk olarak sayılabilir.

Östrojen hormonu tedavisi: Menopoz nedeni ile östrojen tedavisi ( 10 yıldan fazla) gören kadınlarda, meme kanseri görülme riski artar. Doğum kontrol hapı kullanılmasıyla, farklı görüşler olmakla birlikte, hafif bir risk artışı olduğu ileri sürülmektedir. On yıl önce doğum kontrol hapını bırakılmış ise, risk ortadan kalkmaktadır.

Alkol kullanılması: Fazla alkol alan kadınlarda, almayan kadınlara göre risk artmaktadır. Günde 3 bardak yüksek dereceli alkol alanlarda risk, hiç içmeyen kadınlara göre 2 kat artmaktadır.

Şişmanlık ve yağlı beslenme: Şişmanlık, özellikle 50 yaş üzerindeki kadınlarda meme kanserine yakalanma riskini artırmaktadır.Doymuş yağların (yağlı et ve yağlı süt) fazla tüketilmemesi önerilmememktedir.

Kanser Öncüsü Hastalık:
Rahim ağzı kanserinde olduğu gibi tipik bir öncü lezyon yoktur.Memedeki her türlü kitle kanser olup olmadığı açısından incelenmelidir.

Meme Kanseri Tarama:
Meme kanserinde erken teşhis yöntemleri, hastanın taşıdığı risk faktörlerine göre değişmektedir. Yirmi yaş üzerindeki kadınlar, her ayın belirli bir döneminde kendi kendilerini muayene etmelidirler. Bu muayene sırasında meme dokusunda farklılık olup olmadığı araştırılır. Eğer bir değişiklik tespit edilirse derhal bir hekime baş vurulmalıdır. Bir değişiklik saptanmasa bile, üç yılda bir kez hekim tarafından muayene edilmelidirler.Yaş ilerledikçe tarama ve erken tanı için kontrol sıklaştırılmalı buna mammografi de eklenmelidir.

Meme muayenesi ve Mammografi ile tarama :

•35-40 yaÅŸlarında her kadın bir ‘ilk’ mammografi yaptırmalıdır.

•40-49 yaşlarındaki kadınlar, kendi yaptıkları periyodik muayeneye ek olarak her yıl bir kez hekim tarafından muayene edilmeleri gereklidir. Ayrıca her yıl veya 2 yıl ara ile mammografi çektirmeleri gereklidir.

•50 yaşından sonra, kadınlar kendi kendilerine yaptıkları periyodik muayeneye ek olarak her yıl bir kez hekim muayenesine gitmeli ve mammografi çektirilmelidirler.

Meme Kanserinde Tanı:
Erken teşhis için her kadının ayın belirli bir günü kendisini muayene etmesi gerekir. Her ay düzenli olarak kendisini muayene eden bir kadın, memesinde ortaya çıkan bir kitleyi erken fark edebilir. Kadınlara kendilerini muayene etmesini öğretmek önemli bir tarama yöntemi olabilir. Fakat bunlar çoğunlukla yetersiz kalmaktadır. Meme muayenesini öğretmek için pek çok yayın ,meme maketleri ve filmler vardır.

Tanı için en önemli yöntem en ufak bir şüphe varlığında derhal doktora başvurularak , muayeneyi takiben yapılan mammografi, ulştrasonografi gibi görüntüleme yöntemlerinin kullanılmasıdır.Bu yöntemlerle bulunan kitleler biopsi,iğne aspirasyon veya kitlenin cerrahi olarak çıkarılması ile kesin tanı konulur.

Yorum Yok »

Kan Kanseri

Kan Kanseri Nedir
Kan Kanseri (Lösemi): Lökositlerin sayısında bilinmeyen nedenlerle oluşan anormal artış, kan kanseri genel adı altında toplanan hastalıklara yol açar. Bu hastalıklar, hastanın yıllarca yaşamını sürdürebildiği, süregen lenfosit kökenli kan kanserinden, birkaç ay içinde ölümle sonuçlanan yıkıcı ivegen lösemiye kadar uzanır.

kan tahlilleri (kan sayımı, sedimantasyon, kan oluşun tetleri); kemik iliği biyopsisi yorgunluk; solgunluk; lenf bezleri, karaciğer ve dalak büyümesi; sindirim sistemiyle ilgili bozukluklar; iştahsızlık ve zayıflama; kanamalar akut olgularda aralıklı ya da bacaklı çok yüksek ateş; kronik olgularda inatçı ve düzensiz hafif ateş

Tanı:
Lenfoblastlara benzeyen olgunlaşmamış beyaz kan hücrelerinin sayısındaki artışla birlikte ilerleyen , kötü huylu bir hastalıktır.

ALL çocukluk dönemi lösemilerinin % 80′inden sorumludur. 3-7 yaÅŸları arasında sıktır. EriÅŸkinlerde de görülebilir ve tüm eriÅŸkin lösemilerinin % 20′sini oluÅŸturur.

Akut lösemilerde kötü huylu hücrelerde olgunlaşma ve farklılaşma fonksiyonu kaybolmuştur. Bu hücreler hızla çoğalıp normal hücrelerin yerini alırlar. Habis hücreler normal kemik iliği elemanlarının yerini aldıkça kemik iliği yetmezliği gelişir. Normal kan hücrelerinin sayısında azalma olduğu için kişide kanama ve enfeksiyon şikayetleri başlar.

Çoğu vakada görünür bir sebep yoktur. Bununla birlikte radyasyon, benzen gibi bazı toksinler ve bazı kemoterapi ajanları lösemi oluşumuna katkıda bulunur. Kromozomlardaki anormallikler akut lösemi gelişiminde rol oynayabilir. Risk faktörleri içinde Down Sendromu, lösemili kardeş, radyasyona maruz kalma, kimyasal maddeler ve ilaçlar sayılabilir.

Hastalık 100.000 kişinin 6’sında görülmektedir

Korunma
Çoğu vakanın sebebi bilinmediği için korunma yöntemleri de bilinmemektedir.Toksinlere, radyasyona, kimyasal maddelere maruz kalınmaması riski azaltabilir

Kan Kanseri Belirtileri
Uzun süreli veya çok miktarda kanama olması, çürüklerin kolayca oluşması, burun kanaması, dişeti kanaması, adet kanamasında düzensizlikler, deri içine kanamalar, deri döküntüsü veya peteşi ( kanamaya bağlı küçük kırmızı noktalar ), ekimoz ( çürükler ) gibi deri lezyonları, enfeksiyon, yorgunluk, sternum (göğüs kemiği) hassasiyeti, solukluk, kemik ağrıları veya hassasiyeti, eklem ağrıları ( kalça, diz, ayak bileği, ayak, omuz, dirsek, el bileği, elin küçük eklemlerinde ağrı ), lenfadenopati (lenf bezlerinin büyümesi ), açıklanamayan kilo kaybı, dişetlerinin şişmesi, ateş, egzersizle kötüleşen solunum güçlüğü, çarpıntı.

Tanı/Teşhis
Fizik muayenede, büyümüş karaciÄŸer-dalak, ekimoz ve kanama bulguları saptanır. Beyaz kan hücrelerinin sayısında anormallikler, tam kan sayımı-anemi ( kırmızı kan hücrelerinin azalması ) ve trombosit sayısında azalma saptanır. Kemik iliÄŸi aspirasyonu – kemik iliÄŸindeki hücre sayısında ve lenfoblastlardaki artışı gösterir. T lenfosit sayımı, hücre yüzey antijeni çalışmaları.

Kan Kanserinde Erken TeÅŸhis
Kan hastalıklarının teşhisi için çok değişik testlere baş vurmak gerekebilmektedir: Kan hücrelerinin ve hemoglobin miktarının ölçülmesi (tam kan sayımı), hemoglobin alt tiplerinin elektroforez ile analizi, kanın mikroskop altında incelenmesi (periferik yayma), kemik iliğinin incelenmesi (kemik iliği aspirasyonu ve biyopsisi), kan yapımı için gerekli olan demir, Vitamin B12 ve folik asit düzeylerinin incelenmesi, kan pıhtılaşmasının tetkik edilmesi, kan hücrelerinin işlevleri ve yaşam süreleri ile ilişkili testler, bağışıklık sistemi hücrelerinin ürettikleri Proteinlerin tetkik edilmesi, kan hücrelerinin ya da onları üreten kemik iliği hücrelerinin kromozomlarının ve diğer yapı taşlarının tahlil edilmesi ve radyolojik incelemeler Hematoloji’de en sık ihtiyaç duyulan testlerdir.

Akdeniz anemisi (talasemi) nedir ? Bu hastalığın taşıyıcılığının ne önemi vardır?
Akdeniz anemisi hemoglobin molekülünün üretiminin doğuştan itibaren bozulmasına yol açan kalıtsal (ırsi) bir hastalıktır. Beta talassemi hastalığının taşıyıcılığı ülkemizde (özellikle Akdeniz bölgesinde) oldukça sıktır. Hafif kansızlık dışında taşıyıcıların herhangi bir sorunları yoktur. Ancak, taşıyıcı olan anne ve babanın % 25 ihtimalle hasta bebek doğurma riski vardır. Taşıyıcılığın sık olduğu bazı illerimizde evlenmeden evvel taşıyıcılık için inceleme yaptırılması zorunludur

Kan Kanseri Tedavi edilebilir mi?
Tedavinin amacı hastalığın hafifletilmesidir. Periferik kan sayımı ve kemik iliği normale döndüğü zaman hafifleme sağlanır.

ALL, antikanser ilaçların kombinasyonuyla tedavi edilir ( kemoterapi ). Kemoterapinin başlangıcında hastanın 3-6 hafta hastanede kalması gereklidir. Bunu takip eden kemoterapi seansları ayaktan verilebilir. Kemoterapi; prednison, vincristine, metotreksat, 6-merkaptopürin ve siklofosfamid’i içeren 3-8 ilaç kombinasyonundan oluşur. Ayrıca anemi ve düşük trombosit sayısını düzeltmek için kan ürünleri vermek gerekebilir. Gelişen herhangi bir ikincil enfeksiyon için antibiyotik kullanılabilir.

İyileşme ( remisyon ) sağlandıktan sonra bel kemiği sıvısı (spinal sıvı) na saldıran lösemik hücrelerin tedavisi için omurgaya kemoterapi ve/veya radyoterapi uygulanabilir.

Takibeden tedavi, relapsları (hastalığın daha da kötüleşmesini) önlemeye yöneliktir. Yüksek doz kemoterapiye veya diğer tedavilere cevap vermeyen ağır vakalar için önerilebilecek diğer bir tedavi seçeneği de kemik iliği naklidir.

Çocuklarda eriÅŸkinlerden daha iyi sonuçlar elde edilir. Yaklaşık % 95 vakada tam remisyon saÄŸlanır. Åžifa oranı ise % 50-60 tır. EriÅŸkinlerin % 80′ inde tam remisyon, % 30-50 arasında ÅŸifa saÄŸlanır. Tedavisiz yaÅŸam süresi yaklaşık 3 aydır.

Lösemi, kan kanseri ya da ilik kanseri olarak da bilinen bir hastalıktır. Kemik iliğinde kan yapımından sorumlu hücrelerin kanserleşmeleri sonucunda gelişir ve aslında tek bir hastalık değildir; çok değişik tipleri vardır. Kanserleşen ilik hücreleri sağlıklı kan üretmedikleri gibi, iliği istila etmek suretiyle sağlıklı kan üretebilecek hücrelere de yer bırakmazlar.

Lösemiler en kaba şekilde akut ve kronik olmak üzere 2 guruba ayrılabilirler. Akut lösemiler tedavi edilmedikleri zaman sıklıkla haftalar-aylar içinde ağır sorunlara yol açarlar. Bu hastaların önemli bir bölümü kemoterapi adı verilen ilaç tedavileriyle ya da ilik nakli (kök hücre nakli) ile iyileştirilebilirler. Kronik lösemili hastalar ise kendi seyirlerine bırakılmaları halinde sıklıkla yıllarca yaşayabilirler. Kronik lösemili hastaların ilaç tedavileriyle iyileştirilmeleri daha zordur. Bazı tip kronik lösemiler kök hücre nakliyle iyileşebilirler

Riskler
Åžiddetli enfeksiyonlar, ALL’nin kötüleÅŸmesi, yaygın damar içi pıhtılaÅŸma. Şüpheli ALL belirtileri geliÅŸirse kiÅŸide ALL ile ilgili sürekli ateÅŸ veya diÄŸer enfeksiyon belirtileri ortaya çıkarsa vakit kaybetmeden doktora baÅŸvurmalısınız.

Yorum Yok »

Diyabette Beslenme

25 soruda Diyabette beslenme
Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Diyetisyeni Tabende Tarhan, diyabetlilerin beslenmesine dikkat etmesi gerektiğini belirtti.

Diyabet hastalarının beslenmede merak ettiği ve sıkça sorduğu 25 soruya açıklık getiren diyetisyen Tabende Tarhan, diyabette beslenmede ölçülü olunması gerektiğine dikkat çekti.

Diyabetlilerin merak ettiÄŸi ve en çok sorduÄŸu 25 soruya diyetisyen Tabende Tarhan’ın cevapları ise ÅŸunlar:

Soru 1: Tatlı meyveleri yersem şekerim yükselir mi?
Cevap: Hayır, önemli olan meyvenin miktarı ve karışık tüketilmesi.

Soru 2: DoÄŸal bal yiyebilir miyim?
Cevap: Hayır, doğal da olsa glikoz içeriyor.

Soru 3: Günde 2 veya 3 öğün yesem yeterli mi?
Cevap: Hayır, kan şekerinizin düzenli gitmesi için günde 6 kez yemelisiniz.

Soru 4: Ne tür yağ kullanmalıyım?
Cevap: Sıvı yağ kullanılmalı, zeytinyağı veya fındık yağı yanında herhangi bir sıvı yağ (ayçiçeği, mısırözü vs.) ile ikili kullanım en uygunudur.

Soru 5: Greyfurt suyu kan şekerimi düşürür mü?
Cevap: Hiçbir yiyecek veya içecek tam olarak kan şekerinizi düşürmez.

Soru 6: Şeker hastalığı geçici midir?
Cevap: Hayır, şeker hastalığı sürekli bir hastalıktır. Ancak kiloya veya gebeliğe bağlı ise bu etkenler ortadan kalktığında kaybolabilir ama her an yeniden ortaya çıkabilir.

Soru 7: Tatlı yiyebilir miyim?
Cevap: Arada bir ana öğünlerde tatlandırıcı ile yapılmış sütlü tatlılar süt veya yoğurt hakkımızdan ve içine giren pirinç ekmekten düşülerek yenebilir.

Soru 8: Dondurma yiyebilir miyim?
Cevap: Tatlandırıcılı olursa iyi olur, değilse de 1 veya 2 top sade dondurma yine ana öğünde yoğurt veya süt hakkımızdan düşülerek arada bir yenebilir.

Soru 9: Alkol kullanabilir miyim?
Cevap: Hayır, çünkü 1 gr alkol 7 kalori içerir. Bu da bizim normalde almamız gereken mesinin kalorisinin alkole kaymasından dolayı azalması demektir ve sağlıklı beslenmemize engel olur. Yanında tüketilen mezeler kalori açısından zengin olduğu için dengemizi bozar.

Soru 10: Ne tür ekmek kullanmalıyım?
Cevap: Posa açısından zengin olduğu için kepekli ekmek kullanılması daha uygundur.

Soru 11: Sebzeyi sevmiyorum, yemesem olmaz mı?
Cevap: Sebzeyi mutlaka tüketmeliyiz. Posadan zengin olduğu için bağırsaklarımızın çalışmasını ve şekerimizin yavaş yükselmesini sağlar.

Soru 12: Ne tür et tüketmeliyim?
Cevap: Daha az kolesterol içerdiği için tavuk, balık, hindi gibi beyaz et tüketilmesi daha uygundur.

Soru 13: Yağda kızartma yiyebilir miyim?
Cevap: Hayır, 1 gr. yağın kalorisi 9′dur. Yiyecekler kızartıldığında çok fazla yaÄŸ çekerler ve almamız gereken kalorinin çoÄŸu oradan karşılanır. Bu da beslenme dengemizi bozar. Ayrıca kızartma yağında oluÅŸan kanserojen maddeler yiyeceklerle birlikte vücuda alınır.

Soru 14: KuruyemiÅŸ yiyebilir miyim?
Cevap: Tadımlık 1-2 adet almanın sakıncası yoktur. Ancak daha fazla miktarlarda tüketildiğinde fazla kalori alınmış olunur.

Soru 15: Ne kadar çay içebilirim?
Cevap: Açık ve şekersiz olduğu takdirde istediğiniz kadar içebilirsiniz.

Soru 16: Oruç tutabilir miyim?
Cevap: Gündüz dinlenip ya da uyuyup gece 6 öğün yiyecek şekilde oruç tutabilirsiniz. Fakat kan şekerinizin düzeni bozuluyorsa orucu bırakmak sağlık açısından faydalı olur.

Soru 17: Diyetime uyuyorum, ilacımı alıyorum, şekerim düşmüyor, neden?
Cevap: Çok hareketsiz olabilirsiniz ya da son zamanlarda canınızı sıkan, sizi strese sokan herhangi bir şey yaşamış olabilirsiniz.

Soru 18: Diyetime uymazsam ne olur?
Cevap: Dönem dönem hipoglisemi veya hiperglisemi koması yaşayabilirsiniz. İleriki zamanlarda göz, böbrek ve kalp damar sisteminde bozukluklar ortaya çıkabilir.

Soru 19: Pilav, makarna yiyebilir miyim?
Cevap: Evet, bir dilim ekmeğinizi yemediğinizde 2 kaşık pilav veya makarna yiyebilirsiniz.

Soru 20: Patates kan şekerimi yükseltir mi?
Cevap: Bir küçük patates 1 dilim ekmek yerine yenebilir. Eğer patates, salatalık, domates, marul gibi sebzelerle karışık salata yapılırsa daha yavaş emileceğinden daha uygun olur.

Soru 21: Kola, meyve suyu ve asitli içecekler içebilir miyim?
Cevap: Besin değeri olmayan boş enerji kaynaklarıdır. Çok canınız istiyorsa arada bir diyet kola içebilirsiniz.

Soru 22: Çok tuz tüketiyorum, sakıncası var mıdır?
Cevap: Evet, diyabetli hastaların kalp damar rahatsızlıklarına yakalanma riski daha yüksek olduğundan mümkün olduğu kadar az tuz tüketmelidir.

Soru 23: Günlük ne kadar süt veya yoğurt tüketebilirim?
Cevap: Herhangi bir böbrek rahatsızlığımız yok ise günlük 500 cc kadar süt veya yoğurt tüketebiliriz. Yarım yağlı veya yağsız olması daha makbuldür.

Soru 24: Salata yiyebilir miyim?
Cevap: Yağsız olmak şartıyla istediğiniz kadar salata tüketebilirsiniz. Limon veya sirke kullanabilirsiniz.

Soru 25: İnsülin kullananlarla kullanmayanlar arasındaki beslenme farklı mıdır?
Cevap: İnsülin kullananlarda kalori dağılımına biraz daha titizlik göstermek gerekir. Ana öğünlerin kalorisi ara öğünlerin kalorisinin 3 katı olmalıdır.(iha)

Yorum Yok »

Kirazin Faydalari

Kirazın sadece meyve olarak değil kökleri, kerestesi, kabukları, zamkı, yaprak ve çiçekleri, çekirdeği ve meyve sapları ile çok yönlü bir bitki olduğu belirtildi.

Ordu Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Prof.Dr. Turan Karadeniz, kirazın stresi yok ettiğini, menopoz döneminde faydalı olduğunu söyledi.

Gülgiller ailesinden olup latince ismi ‘Cerasus avium’ olan kirazın anavatanı Kuzey Anadolu ve Güney Kafkasya olarak biliniyor. Kirazın ismini Giresun kentinden aldığı ayrıca belirtiliyor. Kirazın dünyaya hangi topraklardan yayıldığı konusunda ise farklı görüşler bulunuyor. Bazı araÅŸtırmacılar kirazın M.Ö 64 yılında Yunanistan’a, oradan da Avrupa’ya yayıldığını, bazıları M.Ö. 71 yılında Romalı komutan ‘Lucullus’ tarafından Roma’ya götürüldüğünü ve oradan da dünyaya dağıldığını bildiriyor.

Uzmanlar, kirazın sadece meyve olarak değil, kökleri, kerestesi, kabukları, zamkı, yaprakları ve çiçekleri, çekirdeği ve meyve sapları da kullanılabilen çok yönlü bir bitki olduğuna dikkat çekiyor. En iyi pipoların kiraz ağacı kökünden, en kaliteli mobilya ve çeşitli araçların kiraz kerestesinden yapıldığı biliniyor. Kiraz zamkı ise şapka ve kumaş endüstrisinde ve tıbbi amaçla kullanılıyor. Ağaç kabuğu, yaprakları, çiçekleri, meyve sapı ve çekirdekleri tedavi amaçlı kullanılıyor. Meyveleri taze veya kurutulmuş olarak tüketilebilen kiraz, ayrıca reçel, yemek, konserve ya da dondurulmuş gıda olarak değerlendirilebiliyor.

KİRAZ BÖBREK DOSTU
İdrar söktürücü özelliğiyle böbreklerin dostu olan kiraz vücudu zehirli maddelerden temizliyor. Kiraz ürik asit ve ürat tuzlarının vücuttan atılmasını sağladığı için romatizma ve gut hastalıklarıyla eklem kireçlenmesi ve damar sertliğinin tedavisinde de kullanılıyor. Ayrıca yapısında bulunan kinik asit ile böbreklerin taş ve kum yapmasını önlediği ve varsa zamanla döktüğü, ayrıca safra kesesi taşının dökülmesine de yardımcı olduğu biliniyor. Vücuttaki fazla suyun atılmasıyla, dolaylı olarak zayıflamaya yardımcı oluyor.

Kirazın ayrıca peklik giderici özelliği bulunuyor. Özellikle bayat yemeklerle pastırma, sucuk gibi gıdaların zararlarını önleyen kiraz, aynı zamanda kandaki zararlı maddelerin vücuttan atılmasını ve kanın temizlenmesini, yüzde oluşan sivilcelerin giderilmesini sağlıyor. Kiraz suyunun yüz ve boyun kısımlarına sürülmesinin deride kırışıklıkları önlediği ve giderdiği belirtiliyor.

KaraciÄŸerin dostu olan kiraz, hastalıklar, fazla ilaç tüketimi ve zehirlenmeler sonucu zorlanan karaciÄŸerin yükünü hafifleterek iyileÅŸmesine yardım ediyor. KaraciÄŸer zamanla normale dönüyor ve safra salgısı artıyor. Böylece sindirim gücünü artırıyor. Kirazda bulunan ‘levüloz’ adlı ÅŸeker kolay sindirilebildiÄŸi için ÅŸeker hastaları hiçbir tehlike oluÅŸmadan kiraz yiyebiliyor. Ayrıca içerdiÄŸi madensel madde ve Vitaminler nedeniyle hastalıklara karşı dayanıklılığı artırıyor. Yapısındaki bol fosforuyla sinirleri kuvvetlendirerek sakinlik saÄŸlıyor. A vitamini kaynağı karoten içeren kiraz, aynı zamanda gözlerin dostu.

KİRAZIN MEYVESİ KADAR AĞACI DA ŞİFA KAYNAĞI
Ağaç kabukları yüksek ateşe ve pekliğe iyi geliyor, yaprakları müshil olarak, çiçekleriyse göğsü yumuşatıcı olarak kullanılıyor. Kirazı bağırsakları zayıf ve yüksek tansiyon sorunu olanların dikkatli tüketmeleri gerekiyor. Sapları, idrar söktürücü olduğu gibi bronşite karşı kullanılıyor. Gölgede iyice kurutulan sapla hazırlanan şurup veya demlemelerle iyileşme sağlanabiliyor. Saplar gerekirse kıyılarak bir gün süreyle su içinde ıslanmaya ve yumuşamaya bırakılıyor. Bir litre su içine bir küçük avuç sap konularak hazırlanacak demlemeden günde 3-4 fincan içiliyor. Bu demleme günde iki kez el ve ayak banyosu şeklinde de kullanılabiliyor. Ya da hazırlanan kiraz sapı demlemesi taze veya kurutulmuş kiraz üzerine boşaltılarak yarım saat bekletildikten sonra süzülerek aynı dozda içilebiliyor. Sapları ayrık ve mısır püskülü ile kaynatılarak demlendiğinde ayak ve karın şişliği; arpa ile kaynatılarak elde edilen demlemeyse idrar söktürücü olarak kullanılıyor. Dövülmüş çekirdeğinin kaynatılmış suyu idrar zoru sorununa yardımcı oluyor. Ayrıca çekirdekleri ısıtıldıktan sonra bir beze sarılarak karın bölgesinde ağrıların giderilmesi için kullanılıyor.

KİRAZ ASPİRİNDEN DAHA FAYDALI
Ordu Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Prof.Dr. Turan Karadeniz, kirazın stresi yok ettiÄŸini, menopoz döneminde faydalı olduÄŸunu söyledi. Kirazın ayrıca damar sertliÄŸi ve mafsal kireçlenmesine da faydalı olduÄŸuna dikkat çeken Karadeniz, şöyle konuÅŸtu: “Menopoz döneminde faydalı olmaktadır. Kiraz meyvesi aÄŸrıların dindirilmesinde aspirinden daha fazla etkili oluyor. AraÅŸtırıcılar bu etkiyi kirazda bulunan ‘antosiyanin’ isimli kimyasalın yaptığını bildirmektedir. Kirazda
12-25 miligram arasında antosiyanin bulunmakta ve bu maddenin aÄŸrı kesici etkisinin aspirinden on kat daha fazla olduÄŸu bildirilmektedir. AraÅŸtırıcılara göre, günde 20 kiraz yemek bir aspirin almakla eÅŸdeÄŸer görülüyor. Ayrıca kirazda bulunan antosiyanin maddesi E ve C vitaminlerine benzer antioksidan etki yapmaktadır.”

KİRAZ ALIRKEN DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR
Uzmanlar, kiraz alırken temiz, parlak ve hasarsız olmasına dikkat edilmesini istiyor. Uzmanlar, kiraz konusunda ÅŸu tavsiyelerde bulunuyor: “Rengi koyu olanlar her zaman daha tatlıdır. Saklarken kirazın saplarını çıkarmazsanız ömrü daha uzun olur. Yıkamadan plastik bir kaba koyup buzdolabında saklayın ve daima yemeden önce yıkayın. Buzdolabından çıkarıp oda sıcaklığında 1-2 saat bekletirseniz tadı daha lezzetli olacaktır. Taze kirazların 2-4 gün içinde tüketilmesi gerekir. Kirazı ayrıca derin dondurucuda saklayabilirsiniz.Bunun için kirazın çekirdeklerini çıkarmanız gerekir.” (iha)

Comments (1) »

Bosanacak Ciftler Cocuklarini Dusunmeli

Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Bölüm Başkanı Yrd. Doç. Dr. Seher Akbaş, şiddetli geçimsizlik, terk, eşlerden birinin akıl sağlığının yerinde olmaması, zina, cana kast ve kötü muamele gibi nedenlerle boşanmanın eşiğine gelen çiftlerin çocuklarını düşünmesi ve çocuklarının başa çıkabileceği bir boşanma yolunu tercih etmesi gerektiğini söyledi.

BoÅŸanma safhasında yaÅŸanan gerginliÄŸin en çok çocukları etkilediÄŸini ve bu dönemde ruh saÄŸlığı bozuk çocukların temellerinin atıldığını belirten Yrd. Doç. Dr. Seher AkbaÅŸ, “BoÅŸanma hem anne hem baba özellikle de çocuklar için sıkıntı veren bir olgudur. Çocuklar bir ÅŸekilde mutlaka etkilenir. Ancak boÅŸanma sürecinde doÄŸru yol izlendiÄŸinde bu etkilenme en aza düşer” dedi.

İkinci kardeÅŸ sorunuyla baÅŸ edebilen çocukların anne ve babasının boÅŸanmasıyla karşı karşıya kalacakları problemleri de aÅŸabileceÄŸini ifade eden AkbaÅŸ, “Biz, ‘çiftler boÅŸansın veya boÅŸanmasın’ demeyiz. Saygı yok, sevgi bitmiÅŸ, sürekli tartışma ve kavga ortamı var. Çocuk da sürekli bu geçimsizliÄŸin içinde. Böyle bir durumda ‘Çocuklarınız için boÅŸanmayın’ dememiz doÄŸru olur mu? ‘İlle de boÅŸanacağız’ safhasına gelen çiftler, geri dönüş ÅŸansı yoksa çocukları için kaliteli bir boÅŸanma yolunu izlemelidir. EÄŸer
boÅŸanma safhasında doÄŸru yol izlenebilirse çocuk karşılaÅŸtığı bu durumla baÅŸ edebilir” diye konuÅŸtu.

ÇocuÄŸun ruh ve beden saÄŸlığının korunmasının çok önemli olduÄŸunu vurgulayan AkbaÅŸ, saÄŸlıklı toplumların saÄŸlıklı nesillerle oluÅŸabileceÄŸine deÄŸindi. AkbaÅŸ, “Anne baba boÅŸanırken çocuklarına farklı mesajlar vermemeli. Çocukla düzenli görüşmeleri, güven iliÅŸkisini bozmamaları gerekir. Hem anne hem baba gerek boÅŸanma sürecinde gerekse boÅŸandıktan sonra çocuklarıyla düzenli bir ÅŸekilde görüşmeli. ‘Aileler dağılmasın, boÅŸanmasınlar, çocuklar kötü etkileniyor’ yaklaşımı, ‘KardeÅŸ doÄŸumu çocuk için travmadır.

Çiftler ikinci çocuÄŸunu yapmasın’ demeye benziyor. Çocukların yaÅŸamında olumsuz ÅŸeyler olabilir. Önemli olan bu geliÅŸmeler yaÅŸanırken çocuÄŸa destek olabilmek, onu dışlamamaktır. Çünkü çocuklar karşılaÅŸacakları travmalarla kısa bir süre sonra baÅŸ etmeyi öğreniyor. Ancak, çiftler boÅŸanırken çocuklarına biraz daha fazla ilgi göstermeli” ÅŸeklinde konuÅŸtu.

Çiftlerin anlaşmazlığının olmasının ve kavga etmesinin çocuklar için her zaman sıkıntı verdiğini ve çocuk neye tanık olursa gelecekte aynı uygulamaları gerçekleştirdiğini açıklayan Akbaş, boşanma söz konusu olsun veya olmasın anne babanın çocukları için iyi geçinmesinin önemine işaret etti. Akbaş, şöyle devam etti:

“BoÅŸanma söz konusu olsun ya da olmasın anne babanın iyi geçinmesi her zaman iyi bir ÅŸey. BoÅŸanmış olsalar da çocukla güven iliÅŸkisi, sevgi kaliteli bir ÅŸekilde sürdürülmeli. Aile içindeki geçimsizlik çocuk için geleceÄŸe yansır. Hep stres faktörüdür. Stres faktörü de çocuÄŸun psikososyal geliÅŸimini olumsuz etkiler. Hem de ileride psikopatoloji (ruhsal hastalık) geliÅŸtirmesi için risk faktörüdür. BoÅŸanırken ÅŸartlar iyi olursa, anne babanın geçimsizliÄŸi çocuÄŸa yansıtılmazsa bu çocuk için koruyucu faktördür.

BoÅŸanmadan sonra da kavgalar devam eder, mahkeme kararlarına uyulmaz, çocuÄŸu göstermeme devam ederse bunlar çocuk için risklidir.”(iha)

Yorum Yok »