Archive for AÄŸustos, 2007

Hemoroit Basur

Kocaeli’nin Gebze ilçesinde bulunan Anadolu SaÄŸlık Merkezi’nde (ASM) görev yapan Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Tuncay Çelenk, “hemoroit” hastalığına yakalananların, parmakla muayeneden utandıkları için tedavi olmadığını söyledi.

Hemoroidin rektum adı verilen son bağırsaktaki toplar damarların anal kanaldaki “varisi” olarak tanımlandığını belirten Prof. Dr. Çelenk, “Hemoroit, damarlardaki geniÅŸlemeler sonucu oluÅŸan ödem ve ÅŸiÅŸmelere baÄŸlı olarak ortaya çıkıyor. OluÅŸan bu ÅŸiÅŸlerin yerine göre de, iç ya da dış hemoroit adını alıyor. İnsanlarda, hayvanların tersine, venöz dolaşımın yer çekiminin etkisiyle daima aÅŸağı doÄŸru olması yüzünden hemen herkeste, birinci dereceden dördüncüye kadar, farklı derecelerde hemoroit gözleniyor.

Hiçbir ÅŸikayeti olmayan herhangi bir kiÅŸi bile muayene edildiÄŸinde, en azından, birinci dereceden hemoroit tespit edilebiliyor. Ancak bunlar genellikle asemptomatik, tedavi gerektirmeyen, yani ÅŸikayet oluÅŸturmayan, daha çok mesleki sebeplerden dolayı, uzun süre ayakta kalmaya baÄŸlı olarak ortaya çıkabiliyor. Ama en önemli sebep ise, genetik oluyor. Ailede böyle bir bozukluk varsa, herhangi bir yaÅŸta mutlaka ortaya çıkıyor. YaÅŸ ilerledikçe hemoroit görülme riski de artıyor. bebeklerde ve çocuklarda basurgörülmezken, 20 yaşından sonra, genetik, mesleki sebepler, varsa ve beslenme bozuklukları da söz konusuysa, sorun yavaÅŸ yavaÅŸ ortaya çıkabiliyor. YaÅŸla birlikte paralellik gösteren hemoroit buna baÄŸlı olarak ileri yaÅŸlarda artıyor” dedi.

Prof. Dr. Çelenk, hemoroitte genetik riskin, yüzde 20′lere kadar çıktığına dikkat çekerek, “Hamilelik ise kadınlarda hemoroit açısından tetikleyici bir unsur oluÅŸturuyor. Bu nedenle her hamile kadında fizyolojik olarak basınçtan dolayı hemoroit görülüyor. Ama hamileliÄŸin bitiminden sonra gerileme olabiliyor. Hemoroidin patolojik düzeylere çıkabilmesinde kabızlık, Diyet ve kötü beslenme yani posadan fakir beslenme ön planda geliyor. Özellikle geliÅŸmiÅŸ toplumlarda beslenme ÅŸekillerinin posadan fakir, hazır yiyeceklere doÄŸru kaymasından dolayı, hemoroit görülme oranı da artıyor. Çünkü bu besinler emilimi yüksek ve posa bırakmayan gıdalar. Özellikle çalışan insanların, tuvalet ihtiyaçlarını, belirli zamanlara yayamamalarına baÄŸlı olarak ortaya çıkan kabızlığın arkasından, hemoroidin gelmesi kaçınılmaz oluyor. Yani normalde var olan bir durum, patolojik hale geliyor. Sadece damarın varis ÅŸeklinde geniÅŸlemesine, yani hemoroidin belirli bir boyutun üzerine çıkmayan, 0.5-1 santimetre arasında içinde pıhtı bulunmayan kesimine, birinci derece hemoroit deniyor.

Bunlar aÄŸrı, kanama, kaşıntı gibi ÅŸikayetlere neden olmuyor ama elle muayene sonucunda fark ediliyor. Hemoroidin belirli bir boyutun üzerine çıkması, 1.5 santimetreden daha büyük olması ve içinde pıhtı bulunması hali, 2. ve 3. derece hemoroit adını alıyor. Bunlar da kiÅŸiye göre deÄŸiÅŸebiliyor. Ve genetik risklerle birlikte seyrettiÄŸinde, pıhtıyla birlikte, uzun süre anal kanal içine girmeyen hemoroitler, pıhtılaÅŸmaya baÅŸlıyor ve sert, katı, ele gelenmemeler ÅŸekline geliyor. 4. derecede hemoroitte ise, iç hemoroitle dış hemoroit birleÅŸip, dışarıya doÄŸru sarkmış bir ÅŸekilde görülüyor. Bunlarda genellikle ülserasyon, yer yer kanamalar ve doku kayıpları meydana geliyor. AÄŸrı genellikle dış hemoroitlerde görülür. Çünkü mukoza ile cilt arasına yerleÅŸtiÄŸi için oturma ve kalkma veya tuvalete çıktıktan sonra geriye reddedememe nedeniyle, bunlarda aÄŸrılar çok görülüyor. Hastada kaşıntılar, ülserasyonlar ve kanamalar oluyor. 30 yaşın üzerinde kadın ya da erkekteherhangi bir rektal kanama olduÄŸu zaman, hemoroit ya da farklı bir anal patoloji de görülse, mutlaka barsak içerisindeki herhangi bir kanserden kaynaklanmadığını kanıtlamak gerekir. Çünkü bu tip kanamalarda, genellikle hemoroit olduÄŸu düşüncesiyle hekime gidilmiyor ve geçici çözümler üretilmeye çalışılıyor. Oysa hemoroitle birlikte altta yatan rektal bir kanser de olabilir” diye konuÅŸtu.

Hastaların kanama oluncaya kadar hekime pek müracaat etmediklerinin de altını çizen Prof.Dr. Çelenk, “Hasta, kanamayı gördükten sonra bir süre bekliyor ve devam ettiÄŸi takdirde hekime gitme zorunluluÄŸu hissediyor. Hekime gitmeyi engelleyen noktalardan biri ise, muayenenin rektal yoldan yapılması. Ancak “rektal tuÅŸe” olarak adlandırılan, parmakla muayene hayat kurtarıcı ve çok önemli bir muayene ÅŸekli. Rektal tuÅŸede, 12 santimetreye yakın patolojilerin kanser olup olmadığı tespit edilebiliyor.

Ancak burada kanser olmadığı tespit edildikten sonra, kanama yok diye hastanın bırakılmaması gerekiyor. Kanamalar bazen son bağırsağın yakınlarındaki, polipoid çıkıntılarda- ki bunlar daha sonra kansere dönüşebilecek lezyonlardır- veya bağırsağın oluşturduğu dışarıya doğru olan çıkıntılardan oluşabiliyor. Hemoroit olan hastalarda bunların mutlaka takip edilmesi gerekir. Eğer kanamanın sebebi bulunduysa nedene yönelik tedavi yapılmalıdır. Rektoskopi, sigmoidoskopi ve mutlaka kolonoskopi yaparak, farklı bir sorunun varlığı olmadığı kanıtlandıktan sonra, hemoroid operasyonlarına gidilebiliyor. Hemoroit mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Birinci ve ikinci derecedeki hemoroidlerde medikal tedavi uygulanabilir. Ancak, üçüncü ve dördüncü derecedekilere ise, mutlaka cerrahi tedavi yapılmalıdır. Cerrahi tedavi kararı alınsa dahi, medikal tedavi mutlaka uygulanmalıdır.

Çünkü o bölgede, bakteriyel, virütik enfeksiyonlar oluÅŸabiliyor ve bunların temizlenmesi gerekiyor. Yani buradaki sac ayağının birincisi temizlik, ikincisi ise diyet oluyor. Posadan zengin besinler alınmalı ve dolayısıyla her zaman tuvalete rahat çıkabilecek kolaylıkta ve sıklıkta tuvalet alışkanlığı edinilmelidir. Üçüncü ÅŸart da istirahat. Yani aşırı yorgunluktan kaçınmak. stres, üzüntü, sıkıntı gibi vücut direncini kıran etkenler, bu sorunu tetiklediÄŸi için, mümkün olduÄŸu kadar bu durumlardan olabildiÄŸince kaçınmak gerekmektedir” ÅŸeklinde konuÅŸtu.

Hemoroide, bağırsak alışkanlıklarındaki deÄŸiÅŸiklikler, hamilelik, egzersizden uzak ve hareketsiz bir hayat, mesleki nedenler (ÅŸoförler, pilotlar, cerrahlar) ile kalın barsak kanseri ve genetik faktörler gibi çeÅŸitli faktörlerin sebep olduÄŸunu da vurgulayan ASM Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Tuncay Çelenk, ÅŸunlargÄŸiÅŸebiliyor. Ve gı söyledi: “Hemoroidde temizlik için, hekim tarafından verilen antiseptik oturma banyoları kullanılıyor. Hastaya kortizon içerikli bazı kremlerin yanı sıra, kasları rahatlatıcı bazı spazm çözücüler de, hekim tarafından veriliyor. Kanama ve diÄŸer komplikasyonların varlığında ise, cerrahi tedavi devreye giriyor. Hastanın üçüncü veya dördüncü dereceden hemoroidi varsa yani kanama, ülserasyon, sarkma ve enfeksiyon söz konusuysa, medikal tedavinin hemen ardından cerrahi tedavi uygulanıyor. Bugün hemoroit tedavisinde kullanılan bir baÅŸka yöntem ise, lazer cerrahisidir. Bu yöntemdeki amaç, hemoroidi ışınla yakmaktır. Ancak lazer yöntemi radikal bir tedavi deÄŸildir. Çünkü lazer yönteminde, yüzde 15′lik bile olsa bir tekrarlama oranı bulunuyor.” (iha)

Yorum Yok »

Bal ve Balin Faydalari

Bal bakteri barındırmaz. Bütün canlıların yaşamlarını devam ettirebilmek için bir miktar neme ihtiyacı vardır. Bakteriler balla temas ettiklerinde nemden yoksun kalır ve yok olurlar ayrıca balın asidik tepkisi de bakterilerin yaşaması için uygunsuz bir ortam oluşturur.

İnsan vücudunu etkileyen birçok mikroorganizma balda yok olur. Bal içinde bakteri barındırmamakla kalmaz aynı zamanda bir bakteri yok edici olarak kullanılır. Örneğin Antibiotiklere karşı dirençli olduğu bilinen MRSA ( Metisiline Reziztans Staf Aureus) bakterisinin bala karşı koyamadığı tespit edilmiştir.

Dr. W.Sackett bal sayesinde tifo mikroplarını 48 saat içinde yok etmiştir. Dizanteri mikropları 10 saat içinde ölmüştür. (Murray Hayt ,The World of Bees ,Coward Mcnann Inc ,N.Y. s.185 )

Vücutta kemik ve dişlerin teşekkülünde önemli rol oynayan minerallerin balda bulunuşu kansız kalmış şahıslar, büyüme ve gelişme çağındaki gençler ve her yaşta insanların beslenmelerinde önemli rol oynamaktadır.

Balda şimdiye kadar oniki değişik enzim olduğu saptanmıştır. Enzimsiz yaşam mümkün olmazdı enzimler bütün biyokimyasal süreci organize eder, yönetir, düzene koyar ve hızlandırır hastalıkları iyileştirir. Balın içerdiği Magnezyum damarlarda kanın pıhtılaşmasını önler,ayrıca stresin olumsuz etkilerinden korur. Potasyum bağırsak adalelerinin faaliyetini hareketlendirir. Ayrıca sindirim için polenlerde önemlidir. Araştırmalarda alınan sonuca göre çiçek polenleri ince barsak mukozasında dolaşımı hareketlendirir. Dahası balı yedikten 20 dk. Sonra bağırsak cidarının bağışıklık sistemini kuvvetlendiren ve besinler yoluyla alınan zararlı maddelerin etkisinden koruyan maddeler barsakta serbest bırakılmasında etkili olur .Balda ayrıca vücudun ancak az miktarda üretebildiği Chocin maddesi vardır. Bu nedenle bu madde vücuda günde iki,üç gram verilmelidir. Chocin karaciğerin yağ metabolizmasını ayarlar ve bu organın yağ bağlamasını önler. (http://www.genetikbilimi.com/genbilim/dogalilacbal.html)

Amerikan Dental AraÅŸtırmalar BirliÄŸinin İllinois Chicago da düzenlenen ‘Oral SaÄŸlık İçin Yararlı Yiyecekler’ konulu sempozyumda, balın diÅŸ çürüğünü önlediÄŸi ortaya konmuÅŸtur.Yeni Zelenda Waikata Üniversitesi Biyokimya uzmanı Bal AraÅŸtırma Ünitesi baÅŸkanı Doç. Dr.Peter Molan diÅŸ çürüğünden sorumlu bakterilerden Streptococcus mitis, Streptococcus Sabrinus ve Lactobacillus casii’nin ürettikleri asit miktarını balın önemli ölçüde azalttığını belirtmiÅŸtir. Bu durumun balın dental plaktaki dextran üretimini engellediÄŸinden kaynaklandığı ve baldaki bir enzimin Hidrojen Peroksit ürettiÄŸi görülmüş bunun balın antibakteriyel etkisini artıracağını böylece diÅŸetinin enflamatuar enfeksiyonlarının tedavisinde balın bu etkisinden faydalanılabileceÄŸi bildirilmiÅŸtir. Anti enflamatuar kompenentleri sayesinde ÅŸiÅŸliÄŸi ve aÄŸrıyı azaltan özelliÄŸi ile balın yaraları iyileÅŸtirme konusunda mükemmel +bir sonuç verdiÄŸi saptanmıştır. (http://www.dentalgazete.com/)

Rota Virüs, E.Coli, Salmenalla gibi mikroorganizmaların sebep olduğu, ani ishal ve kusmalarla başlayan akut GASTROENTERİT’in yılda 0-5 yaş arası 500 milyon çocuğu ölümle tehdit ettiği belirtilmektedir. Son elli yıldır ishalli hastalara serum takılıyor, hasta damar yoluyla tedavi ediliyordu. Bunun pıhtı oluşması ve herhangi bir damarı tıkaması gibi sakıncalarının olduğu belirtilmektedir. Son zamanlarda Oral Rehidratasyon mayil denen şekerli, tuzlu solüsyonlar ile çok iyi netice elde ettiler. İshalli bir çocuğun aç bırakılması çocuğun ölmesine sebep olabilir.Oral tedavi Dünya Sağlık Teşkilatı tarafından bütün dünyaya asrın buluşu olarak tavsiye edilmiş olup Brıtish Medical Journal adlı dergide yayınlanan bir makalede de Şeker yerine bal kullanmayı tavsiye etmiştir. (Mustafa ÖZER,Alternatif tıp ve şifa sofrası,İSTANBUL)

Yukarıda birkaç örneği verilen pekçok bilimsel araştırmalar sonucunda Bal gerek içinde barındırdığı Vitaminler ve minerallerle gerekse yapısal özellikleri sebebiyle insanlar için tam bir şifa kaynağı olduğu tespit edilmiştir. Yaklaşık balın 500 hastalığa faydalı olduğu belirtilmiştir. İşte Balın faydalarından birkaçı:

İYİ BİR KORUYUCUDUR: Antibakteriyel özelliğinden dolayı içinde birçok gıda bozulmadan saklanabilir.

MİDEYE KUVVET VERİR: Baldaki şeker emilimi en kolay olan şeker olması ve Hazmı gerektirmediğinden kolayca kana geçer. Ve midedeki fazlalıkları dışarı atar.

KANSIZLIĞI GİDERİR: Kan yapıcı özelliğinin yanında hastalıktan yeni kalkmışlara kuvvet verir.

DAMARLARI AÇAR: Diğer şekerlerin oksine okisjen ile reaksiyona girdiğinde tam yanma meydana geldiği için kanda daha az atık madde bırakır. Kalp adelesine faaliyet ve zindelik vermesiyle Kalp Hastalarına faydalıdır.

ROMATİZMA: Romatizmal hastalıklarda haricen kullanmak hastayı kısa sürede iyileştirir.

ALERJİ: Alerjik vakıalarda pahalı ve zahmetli tedavilerin yerini alacak bir alternatif tedavidir.

AĞRI DİNDİRİCİ: Balın bilhassa buharı ağrı ve sızıyı birkaç dakika içinde dindirmeye başlar.

İŞTAH AÇICI: İhtiva ettiği A,B,C, ve diğer vitaminler ve mineraller insana zindelik verir.

DOĞAL DİŞ MACUNU: Diğer tatlı ve meyvelerin zıttı bal dişleri ve diş etlerini temizleyip parlatan bir macundur. Dişleri ve diş etlerini mikroplardan korur,ağızdaki yaraları tedavi eder.

KABIZLIK: Bilhassa sıcak bal şerbeti kabızlığı kısa sürede geçirir.

ŞİŞMANLIK: Bal içerdiği enzimler sebebiyle şişmanlığı önler. Bilhassa ılık bal şerbetinin zayıflatıcı özelliği vardır.

YARA İLTİHAP GİDERİR: Bugün modern tıpta ameliyat yaralarında bal kullanıldığı bilinmektedir. Cavanagh ve BEAZLEY adlı araştırmacılar balın laboratuar şartlarında özellikle boğaz iltihaplarında kendini gösteren Kalbi Tutacoli mikropları ile Candida Albicans isimli mantarlar üzerinde balın etkili olduğunu gözlüyorlar. İnhibin mikropların üremesini de önler.

Balgam Söktürür: Balgamı keser vücudun pis rutubetini giderir.

Göze Faydalıdır: Gözün görme gücünü arttırır. Nar suyu ile karıştırılıp göze sürme gibi çekilirse gözün keskin görmesini sağlar.

Karın Ağrısı: Karın ağrısını geçirir. Bal şerbeti karın ağrılarını çok kısa bir sürede dindirir.

İdrar: Söktürür. Mesane yollarını temizler. İltihabını giderir.

KÖPEK ISIRMASI’na karşı faydalıdır. Köpek ısırınca bal şerbeti içilir. Ve köpeğin ısırdığı yere bal sürülür.Kuduz ihtimaline karşı tıbbi tedbirler ayrıca alınmalıdır.

Cildi Güzeleştirir: Vücud bal ile oğulursa cilt yumuşar. Bitleri öldürür.

SAÇLAR’ ı besler. Saça sürülürse saçları yumuşatır. Besler,uzatır,parlaklık ve canlılık kazandırır.

nezle’yi geçirir. Bal limonla veya sütle içilirse nezle için çok faydalıdır.

verem: Özellikle çiçek balı gül ile karıştırılıp sabah akşam yenirse akciğer yaraları ve vereme çok faydalıdır.

YANIKLAR: Bal zeytinyağı ve gres yağıyla karıştırılıp yanan yerlere sürülürse acı,sızı çekilmez. Yanık kısa sürede iyileşir. Yanık izi kalmaz.

VARİS’e faydalıdır. Bal vücudda olan olan varis ve varis yaralarına masaj yapılarak sürülürse çok faydalıdır.

KARACİĞER: Bal karaciğer ve göğsü temizler. Baldaki ciholin karaciğerin fonksiyonunu kuvvetlendirir. Ve hücrelerinde toplanan yağın giderilmesi için harekete geçirir.

SARILIK: Balla salatalık rendelenerek yenirse susuzluğu giderir. Kanı temizler. Sarılığı kısa sürede iyileştirir.

terleme’yi giderir. Bal mumu ile birlikte birkaç gün sakız gibi çiğnenirse burun tıkanıklığı ve bundan dolayı meydana gelen terlemeyi giderir.

İSHAL’i durdurur. Soğuk bal şerbeti ishale çok faydalıdır. Kısa sürede durdurur.

ALACA: Alaca hastası olanlar en az iki-üç ay sabah aç karnına bir su bardağı bal şerbeti içerse şifa görür.

KOLESTOL’ü düşürür. Yatağını ıslatan çocuklar için gayet faydalıdır. İLAÇLARIN YAN TESİRİ’ni önler. Zararlarını nötüre eder. AKNE için iki çorba kaşığı bal iki çorba kaşığı süt limon suyundan oluşan karışımın sürülmesi faydalıdır. Büyüme çağındaki çocukların ZEKA GELİŞİMİ’ne azımsanmayacak derecede olumlu etkisi vardır. Ayrıca önemli ölçüde CİNSEL GÜCÜ arttırıcı özelliği vardır.

Yorum Yok »