Archive for Aralık, 2008

Kanseri Onleme yollari

Yanlış beslenme, çevre kirliliği, stres, özellikle de sigara tüketimin artması dünyada olduğu gibi ülkemizde de kanser hastalığının giderek yaygınlaşmasına yol açıyor.

Kanserin yaygınlaşmasıyla beraber tabii ki tedavi yöntemleri de sürekli gelişiyor. Gelişen tanı yöntemleriyle hastalığa erken tanı konabiliyor, hatta hastalık oluşmadan engellenebiliyor. Yeni geliştirilen ilaçlar ise hem hedefe yönelik hem de daha az yan etkiye sahip. Yani burada vücuttaki normal hücreler korunarak, sadece tümör hücreleri yok edilmeye çalışılıyor. Anadolu Sağlık Merkezi’nden medikal onkoloji uzmanları kanser tedavileri ve erken tanı yöntemleriyle ilgili soruları yanıtladılar.

“Kanserde erken tanı için yapılan testler önemli ”

Prof. Dr. Haluk Onat

• Kanserde erken tanı ne kadar önemli?

Çok önemli. Tanısı erken konabilen ve tedavi şansı daha yüksek olan kanserler arasında kadınlarda meme kanseri ve serviks (rahim ağzı) kanseri, erkeklerde ise prostat kanseri görülüyor. Hem erkek hem kadınlarda ise kalın barsak kanseri ile deri kanserleridir. Akciğer kanseri sık görülen kanser türü, ama akciğer kanseri erken dönemde tanısı konulduğunda bile, tedavisi diğer kanserler kadar başarılı değil. Akciğer kanserinde önemli olan korunmadır. Korunmanın yolu da sigara içmemektir. Her sağlıklı kişi belirli bir yaştan sonra, yılda en az bir kere ayrıntılı muayeneden geçmeli.

• Bu tetkiklere hangi yaşlarda başlamak gerekir?

Kanser her yaşta farklı görülmekle birlikte, genellikle 40’lı yaşlardan sonra sıklığı artan bir hastalık. Çocukluk yaşında ya da gençlerde de görülüyor, ancak bu oran yetişkinlerde görülenlere göre daha az. Bu nedenle 40’lı yaşlardan sonra özellikle kansere yönelik tarama testlerinin yapılmasını öneriyoruz. Ama ailesinde sık kanser görülenlerde –özellikle meme ve barsak kanserinde – bu daha erken dönemlere de alınabilir.

• Yapılan incelemelerden biraz söz edebilir misiniz?

Sağlıklı kadınlar, serviks (rahim ağzı) kanserinin erken tanısı açısından 20’li yaşlardan itibaren her yıl jinekolojik muayene ve pap smear testi yaptırmalılar. Kalın barsak kanserinin erken tanısı için de 40 yaşından itibaren yılda bir kez dışkıda kan olup olmadığına bakılmalı. Kolonoskopi tarama yöntemiyle de kanser ya da kansere yol açabilen polipler belirlenebilir.

• Prostat ve deri kanserinde erken tanı ne kadar önemli?

Prostat kanserinin erken tanısı için 45-50 yaşından itibaren erkeklerin yılda bir kez makattan muayene olmalarını ve prostatlarını muayene ettirmelerini öneriyoruz. Ayrıca PSA testi de yaptırılmalı. Deri kanserleri içinse, derideki doku bozukluğunun izlenmesi ve şüpheli görülen deri lezyonlarının çıkartılması ve yine şüpheli görülenlerinin takip edilmesi erken tanı açısından çok önemli.

“Her kanser türünün tedavisinde kemoterapi gerekmeyebilir”

Prof. Dr. Necdet Üskent

• Kemoterapi nedir?

Kemoterapi, kimyasal ilaçlarla kanserin tedavisidir. Kanser denilince akla kemoterapi gelir, ancak her kanser türünün tedavisinde kemoterapi gerekmeyebilir. Kemoterapi tüm vücuda yönelik olarak yapılan bir tedavidir. Hastalık vücuda yayılmışsa esas tedavi olarak kemoterapi uygulanır. Gerekiyorsa cerrahi ve radyoterapi de tedaviye eklenebilir. Erken dönemde ise birçok kanser türünde, cerrahi ve radyoterapiye ek olarak kemoterapi eklenilebilir.

• Kemoterapide kullanacağınız ilaçları neye göre belirliyorsunuz?

İlaçları hastalıklara göre seçiyoruz. Yani her hastada aynı ilaçlar kullanılmıyor. Ama aynı ilaç, değişik tipteki kanserlerde kullanılabiliyor. Örneğin bir ilaç hem akciğer kanserinde hem de meme kanserinde kullanılabilir. Ayrıca, hedefe yönelik ilaçlar da var. Bunlar kanserin büyümesini ve yayılmasını engelleyen ilaçlar. Bir de bu tedaviler sırasında kullandığımız destek ilaçlarımız var. Örneğin kemoterapinin neden olduğu bulantı ve kusmayı önlemek veya kemoterapinin kemik iliğindeki hücrelerin üzerinde oluşturacağı baskılayıcı etkisini önlemek için kullandığımız ilaçlar gibi.

• Kemoterapinin yan etkileri hâlâ aynı mı?

Evet. Maalesef kemoterapi ilaçlarının yan etkileri olabiliyor. Kanser hücrelerini öldüren ilaçlar aynı zamanda normal hücreleri de etkileyebiliyor. Ama destek tedavilerle yan etkiler azaltıldı, kemoterapi daha tolere edilebilir bir tedavi haline geldi. Örneğin bulantı ve kusma artık bugün önemli bir sorun olmaktan çıktı. Son olarak geliştirilen hedefe yönelik ilaçların yan etkileri, kanser hücrelerini öldüren ilaçlar gibi değil ama onların da kendilerine özel yan etkileri var.

• Kemoterapiye iyi yanıt veren kanser türleri hangileri?

Yayılmış kanserlerin bazılarında kemoterapiyle tedavi sağlayabiliyoruz. Bunların başında kan kanserleri, çocukluk çağı kanserleri, testis kanserleri geliyor. Bunlar, kanser yayılmış halde olsa dahi kemoterapiyle tamamen iyileştirme olasılığı çok yüksek olan hastalıklar. Meme kanseri, barsak kanseri, yumurtalık kanseri gibi ileri derecede olan kanserlerde de hastayı tamamen hastalıktan kurtaramasak bile, hastalığıyla birlikte yaşatabilmek, hastanın hayatını uzatabilmek ve yaşam kalitesini artırmak amaçlı kemoterapiler var. Kemoterapi, yayılmış durumda olan bazı kanser türlerinde ise çok az etkili oluyor. Deri kanserleri, böbrek ve karaciğer kanserleri bu gruba giriyor. Ancak bu hastalıklarda bile hedefe yönelik ilaçlarla hastayı uzun süre yaşatmak, hastalığını kontrol altında tutabilmek mümkün. Kemoterapiyi, meme, barsak, akciğer kanseri gibi bazı kanser türlerinin cerrahi tedavilere ek tedavi olarak erken dönemlerinde de kullanabiliyoruz. Bu tip tedaviyi erken dönemde ama tekrarlama yayılma riski yüksek olan kişilerde yapıyoruz.

• Kemoterapi ve radyoterapinin farkı nedir?

Kemoterapi ilaç tedavisi, radyoterapi ise radyasyonla yapılan ışın tedavisidir. Radyoterapi lokal bir tedavidir. Bazı kanserler sadece radyoterapiyle de tedavi edilebiliyor. Bazılarında ise cerrahiden sonra lokal kontrolü sağlamak, tekrarı önlemek amacıyla radyoterapi yapılabiliyor. Bazen kemoterapi ve radyoterapinin birlikte kullanıldığı durumlarda var.

• Radyoterapinin yan etkileri ne?

Bu yan etkiler, yapıldığı yere göre değişir. Örneğin tedavi sindirim sistemi yolu üzerinden geçen bir yere yapılıyorsa beslenmeyi etkileyebilir, ishal yapabilir. Ayrıca radyasyona bağlı olarak halsizliğe neden olabilir. Tabii bunlar geçici etkiler. Bu tedavinin uzman radyasyon onkologları tarafından yapılması gerekiyor. Ayrıca sağlam dokuların mümkün olduğunca korunması tedavinin önemli unsurlarından.

www.anadolusaglik.org

Yorum Yok »

Yumurta Bilim Dunyasini Bolmus

Öteden beri kolesterol konusunda temel suçlu ilan edilen yumurtanın Prof. Bingür Sönmez’in son demeciyle aklanmak istenmesi, Türk Kardiyoloji Derneği üyelerini kızdırdı.

Genel Sekreter Prof. Ömer Kozan, Prof. Sönmez’in sözlerinin bilimle bağdaşmadığını söyledi.

KALP ve damar cerrahı Prof. Dr. Bingür Sönmez’in, “Yumurtadaki kolesterolden korkmaya gerek yok” diyerek, yıllarca yumurta yedirmediği hastalarından özür dilemesi üzerine tıp dünyasında başlayan tartışma sürüyor. Türk Kardiyoloji Derneği, Bilim Kurulu’nu toplayarak verileri tartıştı. Dernek Genel Sekreteri Prof. Dr. Ömer Kozan, Prof. Dr. Sönmez’in söylediklerine, “Tamamen yanlış bilgi. Toplumda infial yarattı. Bir yumurtanın beyazı protein ama sarısında 200 miligram kolesterol var. Kolesterolü yüksek hastalarımıza önerimiz haftada bir-üç yumurta. ’Sınırsız yiyin’ gibi bir ifade bilimle bağdaşmıyor” dedi. Prof. Dr. Ömer Kozan, her 100 ölümden 48’inden, kalp ve damar hastalıklarının sorumlu olduğunu da hatırlattı.

Türk Kardiyoloji Derneği Kadın ve Kalp Sağlığı Proje Ekibi üyesi Doç. Dr. Meral Kayıkçıoğlu da, “Yumurta ve kolesterol konusunda doğrular” başlığında yayımladığı yazısında, vücutta pek çok fonksiyonu olan kolesterolün, fazlalığının damar sertliğine yol açtığını belirtti. Yumurta tüketimdeki artışın kalp-damar hastalığı ve ölüm riskini arttırdığının saptandığını belirten Doç. Dr. Kayıkçıoğlu, “Bu zararlı etki en fazla şeker hastalarında görülmüştür” dedi. Doç. Dr. Kayıkçıoğlu tüm bunların, “Kesinlikle yumurta yemeyin” anlamına gelmediğini vurguladı.

Prof. Sönmez yumurtanın zararlı olmadığını söylemişti

Bilimsel Tavukçuluk Derneği Türkiye Şubesi’nin düzenlediği “Bilinen Yumurtanın Bilinmeyen Yönleri” sempozyumuna katılan Kalp ve Damar Cerrahı Prof. Dr. Bingür Sönmez, “Günde 300-500 miligram kolesterol, çocuklukta büyümek, yaşlılıkta nörolojik sistemin korunması için gerekli” demişti.

Yumurtanın kandaki kolesterolü önemli ölçüde yükselmediğini savunan Prof. Dr. Sönmez, “Üstelik bir yumurta iyi huylu HDL kolesterolü üç-dört miligram yükseltiyor. Hastaya zarar vermiyor. Erişkin yaşta olanlar haftada üç-dört yumurta yesinler. Anneler çocuklarına fast food yedireceklerine günde bir yumurta yedirsinler”

Hürriyet

Yorum Yok »

insanlarin neden yuz rengi degisir

BİR GECEDE OLDU

“Cildimdeki bu sivilceler bir gecede oldu. Fatma Girik’in bir gecede beyazlar ya saçı, aynen onun gibi. Aldatıldım ve o gece cildim bu hale geldi. Sonradan anladım ki hiçbir erkek için, hiçbir şey için üzülmeye değmiyor. Biraz hassas bir yapım var. Böyle başta üzülünce kaldırırız sanıyoruz ama bu vücudumuzdan çıkıyor. 15 yıl önce ergenlik sivilcem bile yoktu. Bir anda çok ağır bir travmanın üstüne oldu.

İZLERLE BİRLİKTE KÖTÜ ANILAR DA YOK OLACAK

15 gün sonra aynaya ilk baktığımda artık o izleri görmek istemiyorum. Çünkü şuna da inandım, onların her birinde birer kötü anım var. O yüzden onlarla birlikte hepsi gidecek. Yeni bir hayat başlayacak benim için. Bu bir arınma gibi, yenilenme gibi. O izlerin gitmesiyle birlikte kötü olan hiçbir şeyi hatırlamayacağım.

LAZER TEDAVİSİ OLUYOR

Bir buçuk ay önce doktorum Ziya Şaylan’a gidip alt yapı olarak lazer tedavisine başlamıştım. Deriyi bir kaç kat kaldırıp altına iniyorlar ve asit kullanıyorlar. Şu an yüzeydeki deriyi hissetmiyorum bile. Taş gibi. İnşallah çektiğim acılara değecek. Bu yöntemi daha önce biliyordum ama cesaretim yoktu. Seneye 40 yaşında olacağım 40 bakımı olsun istedim.

Evdeki aynalar kapalı, yasak, bakamıyorum. Çiçekli kağıt aldık kapladık aynaları.

MAKYAJSIZ GEZMEYİ ÖZLEDİM

Normal hayatımda bu cilt beni rahatsız etmiyordu ama ekranda kötü duruyordu. İnsanların beni gördüklerinde “Aa, o kadar da kötü değilmiş” demelerinden bıkmıştım.‘Fondötenle kapatıyorum, niye gözüküyor’ diyordum.

Bir de makyajsız sokağa çıkmayı çok özledim. Dışarı bir allık sürüp çıkan kızlara çok özeniyordum. Bir de sanki 39 yaş bunun için çok doğru bir yaş gibi geldi bana. Şimdi 9 kilo verdim. 7-8 kilo daha verip yepyeni bir görüntüyle çıkacağım.

Milliyet

Yorum Yok »

Vitamin Alirken Nelere Dikkat Etmeliyiz

Daha zinde hissetmek ve hastalıklardan korunmak için alınan vitaminlerin doktora danışılmadan kullanılmaması gerektiği bildirildi.

Anadolu Sağlık Merkezi Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Birsel Kavaklı, daha zinde hissetmek ve hastalıklardan korunmak için alınan vitaminlerin doktora danışılmadan kullanılmaması gerektiğini bildirdi.

Kavaklı, yaptığı yazılı açıklamada, özellikle hamilelerin, sigara kullananların, yaşlıların ve vejetaryenlerin vitamine ihtiyaç duyduklarını dile getirdiklerini belirtti.

Vitaminlerin, birçok fizyolojik olayda anahtar rol üstlenen moleküller olduğuna işaret eden Kavaklı, insan vücudu tarafından sentezlenemedikleri için besinlerden sağlanması gerektiğini ifade etti. Kavaklı, sağlıklı bireylerde gıdalara ek olarak vitamin almaya gerek olmadığını, ancak vitamin ihtiyacını artıracak durumlar veya eksikliğinin saptandığı olgularda, vitamin verilmesi gerektiğini, sürekli vitamin alınmasının ise doğru olmadığını kaydetti.

Bilinçsizce tüketilen A vitamininin karaciğer bozukluğuna, fazla C vitamininin böbrek taşına ve mide rahatsızlıklarına, D vitamininin intoksikasyona sebep olabildiğini vurgulayan Kavaklı, şu bilgileri verdi:

“Büyüme ve gelişme çağında, hamilelikte, ileri yaşlarda, kronik hastalığı olanlarda, alkolizmde eksikliği saptanan vitaminler kullanılmalıdır. Gerekli olan vitamin miktarı, genellikle tavsiye edilen günlük miktar RDA olarak tanımlanmaktadır. Bu değerler ürünlerin etiket bilgilerinde yer almaktadır. Ama yine de ihtiyaç duyulan miktar kişiden kişiye farklılık gösterebilmektedir. Örneğin belirli hastalıklarda kişiye daha yüksek oranda vitamin tavsiye edilir. Ayrıca ilaçlar, vitaminlerin aktivitelerini engelleyebilmektedir.

Belirli grupların özel vitaminlere daha fazla ihtiyacı vardır. Örneğin çocuklar D vitamini, hamile bayanlar folik asit, yaşlılar D vitamini, sigara içenler C vitamini, çok alkol tüketenler B1 vitamini veya vejetaryenler B12 vitamini gibi. Daha zinde hissetmek ve hastalıklardan korunmak için alınan vitaminler doktora danışılmadan kullanılmamalı. Gerekmediği halde vitamin kullanmak vücuda yarar yerine zarar getirir.”
Milliyet

Yorum Yok »Etiketler: , ,

Yapay kemik iliği üretildi

ABD’nin Michigan Üniversitesi’nden bilim adamları, sürekli kırmızı ve beyaz kan hücresi yapabilen, yapay kemik iliği üretmeyi başardı.

İRNA’nın haberine göre üniversiteden yapılan açıklamada, laboratuvar ortamında yapılan yapay kemik iliğinin, daimi kan nakli için yapay kan üretilmesine yardımcı olabileceği açıklandı.

Biomaterials dergisinde yayımlanan çalışmanın başında yer alan Dr. Nicholas Kotov, yapay kemik iliğinin, vücuttaki kemik iliğine destek olan dokuları taklit eden ve 3 boyutlu bir yapı iskelesine benzer bir madde içinde büyütüldüğünü belirtti.

Bir test tüpünün içinde üretilmek üzere tasarlanan kemik iliğinin, kan kök hücrelerinin aynısını yapabildiğini ve B hücreleri üretebildiğini belirten araştırmacılar, bunun da kemik iliğinin çalışmasını etkileyebilecek yeni ilaçların test edilmesi olanağı sağlayacağını kaydetti.

İHA
Yayın Tarihi : 24 Aralık 2008 02:42

Yorum Yok »

4 hastane kuvöz yok dedi

4 hastaneden geri çevrilip evde erken doğum yapan annenin bebeği, sadece 4 gün yaşadı..
İstanbul’da 26 yaşındaki Zahide Aksu, doğum yapmasına 2.5 ay olmasına rağmen, 16 Aralık akşamı sancılandı. İnşaat işçisi eşi Gülabi Aksu’yla birlikte Esenyurt’taki Özel Uğur Hastanesi’ne giden kadına doktorlar kuvözü olan hastaneye gitmelerini söyledi. Bakırköy Devlet Hastanesi’nin acil servis personeli de “yer yok” diyerek çifti kapıdan çevirdi. Haseki Hastanesi’nde kanaması başlayan kadına, yine yer olmadığı söylendi. Aksu çifti, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde de benzer bir cevapla karşılaştı. Zahide Aksu, 10 saat koşturmanın ardından bebeği evde ebeyle doğurdu.

1.5 GÜN AÇ KALDI

1.5 gün evde beslenemeyen kız bebek, İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü’nün devreye girmesiyle Yenimahalle Doğumevi’ne yatırıldı, ancak sadece 2 gün yaşatılabildi. İl Sağlık Müdürlüğü hastanelerle ilgili soruşturma başlattı.

Sabah

Yorum Yok »Etiketler: , ,

ideal cinsel iliski

İdeal bir cinsel ilişki ve sıklık derecesi, günümüzde en çok merak edilen konulardan biri… Uzmanlar ise ideal cinsel ilişki ve sıklığının çiftlere göre değişebileceğini belirtiyor. Her kadın ve erkeğin cinselliğe ilgisinin, cinsel etkinlik gereksiniminin farklı olacağını belirten uzmanlar, aynı birey için de yaşamının farklı dönemlerinde, kişiye, ilişkiye ve ortama ilişkin bir çok etkene göre değişiklikler olacağını kaydetti.

Cinselliğin bir çok alanında olduğu gibi, istenen cinsel ilişki sıklığı için de standartlardan söz etmenin doğru olmayacağını vurgulayan uzmanlar, yapılan araştırmalarda, cinsel yaşamlarını sorunsuz kabul eden gönüllü çiftlerin ortalama olarak haftada iki kez cinsel ilişkide bulunmak istediklerinin görüldüğünü kaydetti.

GENELLEME YANLIŞ

Uzmanlar, bu konuda yapılan araştırmaların tam olarak gerçeği yansıtamayacağına dikkat çekerek, insan yaşamına ilişkin konularda, ortalama değerlerin toplumun normal i olarak değil, toplumdaki insanların çoğunluğunun taşıdığı özellikler olarak düşünülmesi gerektiğini, aynı toplumda değerlerin dışında kalan bir çok kişinin olacağı ifade edildi.

KİŞİLER BELİRLER

Bir çok kişinin, kendisinin de eşinin de cinsel isteğine ve yaşam koşullarına bakmaksızın, doğru ya da gerekli olduğuna inandığı bir sıklıkta cinsel ilişki kurmak gerektiğini düşündüğünü ve bu gerçekleşmediğinde cinsel yaşamını doyumsuz bulduğunu vurgulayan uzmanlar, kişinin gerekli bulduğu cinsel ilişki sıklığının, günde bir kaç kere ya da yılda bir kere olabileceğini dile getiriyor.

SIKLIKTA UYUŞAMAMAK

İstenen cinsel ilişki sıklığında uyuşamamanın, çift için önemli bir cinsel sorun kaynağı olduğunu ifade eden uzmanlar, her zaman bu sorunun altında gerçek bir cinsel işlev bozukluğu bulunmadığını dile getirdiler. Uzmanlar, cinsel olarak farklı düşünen çiftlerin konuşarak ortak bir noktada birleşebileceklerini vurguladılar. bunun da cinsel uyumu sağladığını ifade ettiler.

Yorum Yok »Etiketler: