Archive for Kasım, 2009

İçki erkek kalbini koruyor

İspanya’da yapılan bir araştırmaya göre her gün ölçülü şekilde alkol tüketen erkeklerde kalp rahatsızlığı riski, üçte birden fazla azalıyor.

Hatta İspanyol uzmanlar, bazı durumlarda içkide ölçüyü kaçırmanın dahi erkeklere yaradığını söylüyor.

BBC’nin haberine göre araştırma erkekler açısından alkolün yararlarına yeni kanıtlar sunuyor ama alkolün kadın vücudunda işlenmesi daha farklı olduğundan, kadınlara fazla bir fayda sağlamadığını vurguluyor.

İyi kolesterol

İspanyol bilimadamları, araştırma kapsamında yaşları 29 ile 69 arasında değişen, 15 bin 500 erkek ve 26 bin kadın deneğin içki tüketim alışkanlıklarını incelemiş.

İspanya’nın değişik yörelerinden gelen bu denekler hiç içki kullanmayandan, her gün en az 90 gram içki tüketene dek altı farklı kategoride değerlendirilmiş.

Günde 90 gram içki tüketimi, haftada sekiz şişe şarap ya da 16 litre bira içmeye denk düşüyor.

Araştırmanın sonuçlarına göre günde bir kadehten daha az votka tüketenlerde kalp rahatsızlığı riski yüzde 35 oranında azalıyor.

Günde 3 ila 11 kadeh votka içenlerde ise kalp rahatsızlığı riski ortalama yüzde 50 düşüş gösteriyor.

Ancak erkeklerden daha az kalp rahatsızlığının görüldüğü kadınlarda, erkeklerdekine benzer faydalar gözlenmemiş.

Kalp krizi riski

Uzmanlar bu farklılığı hormonlarının kadınları bu hastalığa karşı zaten koruyor olması ile açıklıyor.

Araştırmaya göre hangi alkol türünün tüketildiği de fark etmiyor ama farklı içkilerden ölçülü ya da çok miktarda tüketenlerin sağladığı faydanın daha yüksek göründüğü bildiriliyor.

Araştırmanın dayanak noktaları netleşmemiş olsa da alkolün “iyi kolesterol” olarak da bilinen lipoprotein artışına ve bu sayede damarların çevresinde “kötü kolesterol” birikiminin engellenmesine yardımcı olduğu biliniyor.

Bununla beraber İngiliz bilimadamları verilerin temkinli değerlendirilmesi gerektiğini söyleyerek aşırı alkol tüketiminin başka hastalıkların riskini artırdığına, dünyada yılda 1,8 milyon insanın alkol tüketimine bağlı rahatsızlıklardan hayatlarını kaybettiklerine dikkat çekti.

Kalp dergisinde yayımlanan araştırma sonuçları, bazı bilim çevrelerince aşırı alkol tüketimini teşvik ettiği gerekçesiyle eleştirildi.

Kalp Krizi Araştırmaları Vakfı da genel anlamda aşırı alkol tüketiminin, kalp krizi riskini üç kat artırdığının altını çizdi.

Araştırma görevlisi Joanne Murphy, “Altı saatte altı birim içki içmek, aşırı tüketim anlamına geliyor ve düzenli olarak bu şekilde içenler de kalp krizi riskini artırıyor.” diye konuştu.

Araştırmanın yapıldığı İspanya alkol tüketiminin aşırı oranlarda, ancak kalp rahatsızlıklarının düşük olduğu ülkelerden biri.

İngiltere’de ise Sağlık Bakanlığı kadınların günde toplam bir kadehe denk düşen iki ila üç birimden, erkeklerin ise üç ila dört birimden fazla alkol tüketmemesini tavsiye ediyor.

Yorum Yok »

Sahte ilaç cenneti Türkiye

Sahte ilaç pazarı krizle birlikte daha da büyüdü. Dünyadaki ilaçların yüzde 7′sinin sahte olduğu tahmin ediliyor. Pfizer’ın Global Güvenlik Direktörü Steve Allen, Türkiye’nin de sahte ilaç üretenler için önemli üslerden birisi haline geldiğine dikat çekti.

Krizle birlikte sahte ilaç satışları da patladı. 2008′de 42 ülkede 11.1 milyon sahte ilaca el konulurken 2007′ye göre sahte ilaç sayısı yüzde 29 arttı. Sahte ilaç pazarının çok büyüdüğünü belirten Viagra’nın üreticisi Pfizer’ın Global Güvenlik Kıdemli Direktörü Steve Allen, üretim tesislerine baskınlar düzenlediklerini, illegal ilaç yollarını kesmek için birçok ülkeden yerel polislerle çalıştıklarını söyledi. Allen, sahte ilaç üreticilerinin kendi ismini dahi kullanarak satış yapmaya kalktığını belirterek “Birisi benim adım ve soyadımla bir hesap açıp, Pfizer global güvenlik direktörü olarak dünyaya ilaç satma cüretini bile gösterebiliyor” dedi. Allen, Türkiye’nin de en fazla sahte ilacın olduğu ülkelerin başında geldiğine dikkat çekti.

FBI ile çalışıyoruz
Sahte ilaçların en çok üretildiği yerler Çin, Hindistan, Rusya, Suriye, Mısır, Türkiye, Amerika, Kanada, Kolombiya ve Meksika. Türkiye, sahte ilaç üretiminin yanı sıra önemli bir geçiş noktası olarak görülüyor. Pfizer’in Ar-Ge tesislerinin bulunduğu İngiltere’nin Sandwich kasabasında gazetecilerle bir araya gelen üst düzey Pfizer yetkilileri sahte ilaca dair çarpıcı açıklamalar yaptı. Dünyanın pek çok bölgesinde milyonlarca sahte ilaç yakalandığını ancak bunların buzdağının sadece görünen kısmı olduğunu aktaran Allen, Pfizer bünyesinde geniş bir güvenlik ekibi barındırdıklarını belirterek “Dünyanın her yerinde bu sorunla uğraşıyoruz. Ancak bu sadece buzdağının görünen kısmı. Suyun altında yer alan kısmını görsek problemin büyüklüğünü daha iyi anlarız. FBI, Avrupa’daki güvenlik kurumları, yerel otoriteler ve Türk narkotik birimleriyle işbirliği yapıyoruz ve bunların çok faydasını görüyoruz” dedi.

Eczanelerde bile varlar
Pfizer global olarak yerel yetkilileri bilgilendirip eğittiklerini aktaran Allen şunları söyledi: “Ortak stratejiler geliştiriyoruz ve onlar için ürün testleri yapıyoruz. Gerektiğinde baskınlara katılıyoruz, onları yeni açılan yollarla ilgili bilgilendiriyoruz. Organize suçların karşısında da organize olmak zorundayız. Sahte ilaçlar (tablet kapsül) orijinaliyle neredeyse aynı görünürler. Bu ilaçların içeriği orijinal ilaca benzeyebilir, yakın olabilir, bazen alakasız da olabilir. Sahte ilaçların en çok üretildiği Hindistan ve Çin gibi ülkelerde son derece ilkel ve sağlıksız koşullarda yapılan üretimler tespit edildi.”

Kore’de ele geçirilen sahte Viagra’larda yasal dozdan 3 kat fazla etken madde olduğu tespit edildiğini anlatan Allen, “Ölüme varan onuçlar doğurabilir. Macaristan’da el konulan sahte Viagra’larda ise ecstasy içerik tespit edildi” diye konuştu. Artık bu ilaçların eczane raflarına kadar ulaştığını belirten Allen, internet satışlarının çok arttığını, bu ilaçların eczane raflarına girmesinin nedeninin ise toptancıların ve ecza depolarının buna ya göz yummaları ya da orada bir fırsat görüp bu işten para kazanmaları olduğunu söyledi.

Çin sahtecilik merkezi oldu
İngiltere’de ele geçirilen 13 bin 500 sahte Lipitol’un Çin’de üretildiğini, bu ilaçların deniz yoluyla Dubai’ye götürüldüğünü oradan İngiltere’ye oradan da ABD ve Orta Amerika ülkelerine gönderilmesinin planlandığının ortaya çıktığını anlatan Allen, “Sahte ilaçlarda çok ilginç rotalar izlenebiliyor. Örneğin Çin’den İsrail’e, İsrailden Rusya’ya gibi. Ya da Çin’den Finlandiya’ya, oradan Rusya’ya gibi. Bir rota ortaya çıkınca onu hemen alternatifiyle değiştiriyorlar. Düşük risk ve yüksek getirileri nedeniyle sahte ilaç işini girişim fırsatı olarak görenler var. Fakat bunun organize bir suç olduğu asla unutulmamalı. Sahte ilaçtan elde edilen paralar ya bazı insanların aşırı abartılı şımartık yaşamları için harcanıyor ya da terörist gurupların hizmetine sunuluyor” dedi.

2006 yılında Türk narkotik birimlerinin sahte Viagra’nın yanında 51 kg eroin, 378 bin Ecstasy ve üretim ekipmanları ele geçirdiklerini hatırlatan Allen, “Bir silah kaçakçılığı operasyonunda 5600 tablet Viagranın yanında 3 tane otomatik silah ve yüzlerce kurşun bulundu. Örgütün silah kaçakçılığı ile ilgili olduğu da ortaya çıktı” diye konuştu.

İLAÇLARIN YÜZDE 7′Sİ SAHTE
* Dünya Sağlık Örgütü’nün tespitlerine göre dünyadaki ilaçların yaklaşık yüzde 7′si sahte.
* 2008 yılında 42 ülkede 11.1 milyon sahte ilaca el konuldu. Bu rakam 2007′ye kıyasla yüzde 29 artış demek. Bu ilaçların 6.2 milyonu Asya Pasifik bölgesinde, 2.8 milyonu EMEA bölgesinde, 2.7 milyonu da Amerika kıtasında tespit edildi.
* 2009 yılında ise 36 ülkede 9.6 milyon sahte ilaç yakalandı. 2007′ye kıyasla yüzde 4 artışa işaret ediyor.
* Bu ilaçların 4.7 milyonu Asya Pasifik’te, 3.1 milyonu EMEA’da, 1.8 milyonu da Amerika kıtasında ele geçirildi.
* ABD’de lipit düşürücülerden (kolesterol) kanser ilaçlarına kadar geniş bir yelpazede sahte ilaçlar tespit edildi. Afrika kıtasında ise yüzde 80′lere kadar çıkıyor.
* Sahteciler çoğunlukla fazla satılan ilaçları taklit ediyor. Örneğin, Afrika’da sahte sıtma ilacı çok yaygın. Sahte ilaçların çoğu Hindistan ve Çin’de üretiliyor.

TÜRKİYE İLAÇ YATIRIMLARI İÇİN AVANTAJLARA SAHİP
Çin, Brezilya, Rusya, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin kendileri için çok önemli ülkeler olduğunu kaydeden Pfizer Global Ar-Ge Başkanı Martin Mackay, “Türkiye gelişen ülkeler arasında bir numara” dedi. Türkiye’de bilim adamlarının çok önemli sorunlar üzerinde çalıştıklarını kaydeden Mackay, “Paradan daha önemli olan Türk bilim insanlarıyla yapılacak işbirliği. Türkiye’den çok parlak fikirler çıkıyor” açıklamasını yaptı. Pfizer Avrupa Başkan Yardımcısı David Roblin da şu açıklamayı yaptı: “Her bir yeni ilaç 800 bin ile 1.3 milyon dolara mal oluyor. En büyük 15 ilaç firmasında 100 fikirden biri ilaca dönüşüyor. Ve ne yazık ki bu oran daha iyiye gitmiyor. İlaç pahalı ve riskli bir iş ama sektörün devamı için yatırımların geri dönüşünün alınması lazım.” Pfizer 2009 yılında Ar Ge harcamlarına 7.7 milyar dolar, Whyte ise 3.4 milyar dolar ayırdı.

Sevda Yüzbaşıoğlu – Referans

Yorum Yok »

172 bin doz geri çekildi

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), GlaxoSmithKline ilaç şirketine ait domuz gribi aşısının Kanada’ya gönderilen bir partisinin alerjik reaksiyona neden olduğu açıklandı.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), GlaxoSmithKline ilaç şirketine ait domuz gribi aşısının Kanada’ya gönderilen bir partisinin alerjik reaksiyona neden olduğu açıklandı. DSÖ sözcüsü Thomas Abraham, Kanada’da aşıya karşı alışılmamış oranda alerjik reaksiyonun belirlenmesi üzerine, bunun nedenini bulmak için gerekli çalışmaların başlatıldığını açıkladı.

Sözcü, DSÖ’nün bu aşamada aşılanmayla ilgili önerilerinde bir değişiklik yapmayacağını belirterek, “Öncelikle Kanada’da ne olup bittiğini anlamamız gerekiyor” dedi.

GlaxoSmithKline sözcüsü Gwenan White da bir parti domuz gribi aşısına karşı normalden fazla alerjik reaksiyon tespit edildiği yönündeki haberlerin ardından bir tavsiye yayımladıklarını söyledi.

Sözcü, Kanada’daki sağlık görevlilerine söz konusu aşıyı kullanmamaları tavsiyesinde bulunduklarını, sağlık yetkilileri ile firmanın olayı araştırdığını kaydetti.

White, aşırı alerjik reaksiyona neden olduğu belirtilen bu partide 172 bin doz aşı bulunduğunu, Kanada’ya toplam 7,5 milyon doz aşı dağıtıldığını ifade etti.
Milliyet

Yorum Yok »

Aşı karşıtlarına sert tepki

Avrupalı salgın uzmanları, domuz gribi aşısına karşı çıkanlara sert tepki gösterdi. Avrupa Klinik Biyoloji ve Salgın Hastalıklar Birliği, aşı karşıtları nedeniyle aşılamanın yavaş gittiğini, bunun insan hayatını riske attığını savundu

Domuz gribi aşısının güvenilirliğine dair kaygılar halk arasında aşılanma oranının düşük kalmasına neden olurken, Avrupalı doktorlar aşı karşıtlarına isyan etti. İsviçre merkezli Avrupa Klinik Mikrobiyoloji ve Salgın Hastalıklar Topluluğu, yayınladığı açıklamayla domuz gribi aşının güvensiz olduğunu savunanları “insan hayatını tehlikeye atmakla” suçladı. x

Dernekten yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı: “Aşı karşıtlarının yürüttüğü kampanyalar nedeniyle bazı ülkelerde aşılanma oranı kaygı verici yavaşlıkta olmuştur. Yaygın bir aşılama olmazsa salgın daha da yayılacaktır. Bu da virüsün mutasyona uğrayarak daha agresif ve ilaçlara dayanıklı hale gelmesi riskini artırıyor. Domuz gribi aşısının güvensiz olduğu iddiası tamamen bilimsellikten uzaktır. Bu aşı, diğer grip aşıları ile aynı şekilde, aynı laboratuvarlarda ve aynı üreticiler tarafından üretildi. İçindeki tek fark domuz gribi virüsünün genetik kodu. Bu tür aşıların güvenliğine ilişkin testler Avrupa İlaç Ajansı tarafından çok geniş çerçevede ve rastgele seçilmiş aşılardan alınan örneklerle yapıldı ve onaylandı. Aşı güvenli olmasa Avrupa İlaç Ajansı onay vermezdi. Bu zamana kadar görülen ateş, baş ağrısı, baş dönmesi veya alerjik reaksyionlar, beklenen yan etkilerden olup, zaten bilinen yan etkiler içindedir.”

Açıklamada, domuz gribinin Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, 10 ülkede çok şiddetli şekilde yayıldığı, 17 ülkede ise tıbbi müdahalelerin yaygın halde olduğu belirtildi. Ayrıca Fransa’da aşı olurum diyenlerin oranının yüzde 20 olduğu, İngiltere’de ise iki kişiden birinin aşı olmaya sıcak baktığı da ifade edildi.

Vatan

Yorum Yok »

Domuz Gribi Olumlerinde Avrupada 3.yuz

Domuz gribi soğukla birlikte yayılma hızını artırdı

Avrupa’da gripten ölenlerin sayısı 670’e çıktı. Yalnızca geçen hafta 169 kişi hayatını kaybetti. Dünyada ise 1368 ölümle Brezilya ilk sırada, ABD ikinci. Avrupa’da ise İngiltere birinci

HAVALARIN soğumasıyla birlikte domuz gribi salgını da tüm dünyada hızını artırıyor. İsveç merkezli Avrupa Salgınları Önleme ve Kontrol Merkezi tarafından açıklanan rapora göre, domuz gribinden kaynaklanan ölümler ekim ortasından beri iki haftada bir ikiye katlandı.

Sadece Avrupa’da geçen hafta 169 kişi hayatını kaybetti. Bu ölümlerle Avrupa kıtasında domuz gribinden ölenlerin sayısı 670’e yükseldi. Rapora göre, Avrupa’da 4 bin 400 kişi domuz gribi şüphesiyle hastaneye yattı. Test yapılan grip vakalarının yüzde 99’u ise domuz gribi çıktı. Avrupa’da 9-15 Kasım haftasında yapılan testlerde 19 binden fazla domuz gribi vakası tespit edildi.

Pozitif numune rekoru

Avrupa çapındaki test sonuçlarını inceleyen Hollanda Sağlık Araştırmaları Enstitüsü uzmanı John Paget, “Normalde grip sezonunda en fazla 3 bin vakayı incelerdik. Kayıtları tutmaya başladığımız 1996 yılından beri bu kadar pozitif numune almamıştık” dedi.

İngiltere lider

Şu anda İngiltere’de 180 hasta domuz gribi nedeniyle yoğun bakım altında. Bu sayı Fransa’da 81, Hollanda’da 38, Norveç’te ise 24… Salgının İtalya, Norveç ve İsveç’te “çok yüksek şiddet”te, Bulgaristan, Danimarka, Almanya, İzlanda, İrlanda, Polonya ve Portekiz’de “yüksek şiddet”te.

Dünyada 14’üncü sıradayız

1 – Brezilya 1368

2 – ABD 1265

3 – Arjantin 600

4 – Meksika 573

5 – Hindistan 553

6 – Kanada 250

7 – İngiltere 216

8 – Peru 190

9 – Avustralya 189

10 – Tayland 185

11 – Kolombiya 151

12 – Şili 140

13 – İspanya 115

14 – Türkİye 112

15 – Venezuela 107

16 – İran 100

17 – G. Afrika 91

18 – Fransa 84

19 – S. Arabistan 81

20 – İtalya 76

AB’de bilanço ağırlaşıyor

5 Kasım / 169

2-8 Kasım / 100

26 Ekim-1 Kasım / 84

19-25 Ekim / 43

Yorum Yok »Etiketler: ,

Bayramda Dikkat

‘Fazla pişmiş et ve tavuk gerçekten kanserojen mi?’ et yerken sağlığınızdan olmayın…

Kurban Bayramı’nın gelmesi ile birlikte ülkemizde et tüketiminde artış meydana geliyor.

Ancak besin değeri açısından vücudumuz için faydalı olan et, yanlış pişirme yöntemleri sonucunda son derece zararlı bir gıda maddesine dönüşebiliyor. Hatta bazı hazırlama yöntemleri insanlarda kanseronejik etkiler görülmesine neden olabiliyor. Kadıköy Şifa Tıp Merkezi – Ataşehir Beslenme ve Diyet Uzmanı Seda Bahtiyar Tatay, et tüketiminde dikkat edilmesi gerekenleri açıklıyor ve Kurban Bayramı’nı daha sağlıklı geçirmek için öneriler sunuyor.

Fazla pişmiş et ve tavuk gerçekten kanserojen mi?

Kadıköy Şifa Tıp Merkezi – Ataşehir Beslenme ve Diyet Uzmanı Seda Bahtiyar Tatay, fazla pişmiş hatta kararmış ızgara et, tavuk ve hindinin içerisindeki bir maddenin bu gıdaların DNA’sında mutasyona sebep olduğunu ve insanlarda kanserojenik etki gösterebileceğini söylüyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Seda Bahtiyar Tatay’ın açıklamasına göre yapılan çalışmalar etini veya tavuğunu çok pişmiş yiyen kişilerde, az pişmiş veya orta pişmiş yiyenlere göre çeşitli kanserlerin (prostat,pankreas, kolon,göğüs gibi) ortaya çıkma sıklığında artış görülüyor. Izgarada yapılan ette, 175 dereceyi geçtikten sonra HCAs denilen kanserojen maddeler oluşmaya başladığını vurgulayan Tatay, bu oluşumun etin yapısını oluşturan amino asitlerin çok yüksek ısıya maruz kalmasıyla meydana geldiğini ekliyor.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Seda Bahtiyar Tatay şöyle devam ediyor: “Et pişerken ne kadar kurursa, yani ne kadar yüksek ısıya maruz alırsa yapısında kanserojen madde o kadar çok artıyor. Çok pişmiş mangalda bir köfte, fırında pişmiş bir köfteden 8 kez daha fazla kanserojen madde içerebiliyor. Bu durum tavuk ve hindi etleri için de aynen geçerli. Balığa gelince; balık güvenli tarafta yer alıyor. Çok kurutularak ve yakarak pişirilmemek şartıyla (ki o zaman bile et ve tavuktan daha az kanserojen içeriyor) balık yapı bozukluğuna uğramıyor.”

Kanserojenlerin oluşmamasını nasıl sağlayabiliriz?

Kadıköy Şifa Tıp Merkezi – Ataşehir Beslenme ve Diyet Uzmanı Seda Bahtiyar Tatay tükettiğiniz etlerde kansorejenlerin oluşmaması için en kesin çözümlerden birinin yanmış – kararmış veya çok pişmiş etleri yememek olacağını söylüyor. Bununla birlikte farklı pişirme önerileri de sunuyor.

Marine edin: Etinizi pişirmeden önce marine ederseniz bu DNA bozukluğunu oluşmasını önlemiş olursunuz. Mesela tavuğu pişirmeden önce 40 dakika zeytinyağı, sirke, sarımsak, hardal ve limon suyu içerisinde marine ederseniz bu kanserojen oluşumu %90 oranında azaltmış olursunuz. Burada önlem tamamen etin yüzeyinin kurumasını önlemekten geçiyor.

Önce mikrodalga fırında pişirin: Bu yolla kimyasal değişimin %90’ını engelleyebilirsiniz. Tek yapmanız gereken eti önce mikrodalgada 1 – 2 dakika pişirip tabağa akan suyunu boşaltmak. Bu suyla beraber bozulmuş yapıdaki amino asitleri yiyeceğinizden uzaklaştırmış olursunuz.

Deniz ürünlerini tercih edin: Kömürleşinceye kadar pişirmediğiniz sürece balık en iyi tercih olacaktır.

Sulu pişirin: Sıvı içerisinde pişirilen (kaynatmak, buharda pişirmek gibi) etler bu tür yapı değişimleri oluşturmazlar. Dolayısıyla kanserojen etkileri ortadan kalkar. Yağın içerisinde pişirmekte (kalori artışlarına dikkat etmek şartıyla) sıcaklık çok yükseklere ulaşamadığı için bu tür yapı bozulmalarına izin vermez ve HCAs oluşmaz.

Pişirirken sürekli çevirin: Yüzey ısısını düşürüp HCAs elimine etmek için etinizi pişirirken düzenli olarak çevirin. Böylece bir yüzeyde sıcaklık çok yükseltmeden diğer yüzeye geçebilirsiniz. En ideal zaman dilimi her 6 dakikada bir taraftan diğer yüzeye geçmek olacaktır. Bu süre 10 dakikaya yükseldiği zaman HCAs oluşumu %70 artış gösterir. Eğer bir taraftan diğer tarafa 1 dakikada bir geçiş oluyorsa HCAs hiç oluşmaz.

Fırında, rosto, stir-fry (Çin usulü pişirme): Izgara ve mangal en fazla HCAs üreten pişirme şekilleridir. Sonrasında tavada ızgara, ve kavurma geliyor. Bütün bunlar yerine fırında, pişirmeyi, rosto yapmayı veya Çin usulü stir-fry tercih ederek HCAs olumunu büyük oranda düşürebilirsiniz.

Tavada kalan suya dokunmayın: Eti veya tavuğu pişirdikten sonra oluşan su ve yağ karışımına ekmek banmayı aklınızdan bile geçirmeyin. En çok kanserojen madde birikimi olan bu kısım direkt çöpe atın.

Bol sebze yemeğe devam: Çalışmalar brokoli, karnabahar ve brüksel lahanası gibi turpgiller ailesinden düzenli beslenmenin bu kimyasalları vücuttan uzaklaştırdığını göstermiştir. 12 gün boyunca her gün bu gruptan sebze yemek kandaki HCAs oranlarını %20 – 30 oranında düşürebiliyor. Üstelik unutmayın sebzeburgerler hiçbir şeklide HCAs içermez.

Yorum Yok »

asimi gripmi

Hollandalı araştırmacıların son bulgularına göre, grip geçiren insanlar, özellikle de çocuklar, bu hastalığa karşı vücut direncini aşı olanlara göre daha fazla artırıyor.

Alman “Frankfurter Allgemeine Zeitung” gazetesinin internet sayfasında yer alan habere göre, Rotterdam Üniversitesi Erasmus Tıp Merkezinden virolog Rogier Bodewes, gribe karşı aşı yaptırmamanın daha faydalı olabileceği görüşünü dile getirdi.

Araştırma sonuçlarını “The Lancet Infectious Diseases” adlı tıp dergisinde yayımlayan Bodewes, gribin atlatılmasından sonra vücudun bağışıklık sisteminin çok daha fazla geliştiğini, bunun özellikle çocuklarda gelecekleri için faydalı olabileceğini belirterek, bu nedenle sağlıklı çocuklara aşı yapılmasının ne kadar doğru olacağının düşünülmesi gerektiğini ifade etti.

Hollandalı araştırmacılar, bir grup fare üzerinde yaptıkları araştırmada, bazı farelere mevsimsel grip aşısı verdikten sonra tüm farelere belirli bir dozda kuş gribi virüsü aşıladı. Mevsimsel grip aşısı yapılan farelerin, bu aşının uygulanmadığı farelere göre daha fazla sayıda öldüğü belirlendi.

AA

Yorum Yok »Etiketler: , , ,

test tartismasi

Sağlık Bakanlığı, özel hastanelerdeki A gribi testlerini yasaklarken, bakanlığın aşı komitesindeki uzmanlar, bu testlerle tam teşhisin mümkün olmadığını öne sürüyor

A gribi salgınının ardından pek çok kişi tedavi gördüğü özel hastanede test yaptırıyor. Ancak A gribi olup olmadığının belirlenmesi için yapılan bu testleri özel sağlık sigortaları karşılamıyor. Hastanelerde çeşit çeşit fiyata yapılan testlerin sonucunda hastalara “negatif” ya da “pozitif” yani “virüsü taşıyorsunuz” şeklinde sonuçlar veriliyor. Bakanlık bu konuda yasaklama kararı alırken, uzmanlar da “o testler doğru sonuç vermiyor” yorumunu yaptı.

Burundan alınan sürtü veya zatürreeye çeviren hastalarda akciğerden alınan biyopsi ile yapılan H1N1 testleri yalnızca Hıfzıssıhha Merkezleri ve İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ndeki referans laboratuvarında yapılabiliyor. Testler Türkiye’nin her yerinden Sağlık Müdürlükleri kanalıyla Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı’na gönderiliyor. Sağlık Bakanlığı Aşı Danışma Komitesi üyeleri, özel hastanedeki testlerle ilgili şunları söyledi:

Prof. Dr. Mehmet Ceyhan (Enfeksiyon Hastaları Derneği Başkanı): Hiç bilmiyoruz ve önermiyoruz. İstanbul Üniversitesi ve Hıfzıssıhha merkezlerinde yapılan testler standardize edilmiştir ve gerekli görüldüğü zaman ücretsiz yapılır. Özel hastanelerde ciddi paralar alınıyor. Metotları belli değil. Gereksiz vakalara yapılıyor. Sağlık Bakanlığı uyarı yazısını yaptı, ‘yapılmamalı’ dedi ama kontrol edemiyoruz. Gideri 40-50 lira olan testleri 580 liraya yapıyorlar.

Prof. Dr. Selim Badur (İstanbul Üniversitesi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi): Hangi testi kullandıklarını bilmiyoruz. Şu veya bu testi yapıyorlar diyemiyoruz. Çünkü denetim yok. Bu test hızlı da olsa moleküler de olsa burundan yapılır. Özel hastanelerin hangi yöntemi kullandıklarını bilmiyorum. Bunlar ticari kuruluşlar, kar etmeye çalışıyorlar. İstanbul Üniversitesi’ne ateşi olmayan, burnu akmayan birisi gelirse biz test yapmıyoruz. Özel hastaneler ise yapıyorlar. Özel hastanelerin salgına yaklaşımında bir problem var.

Prof. Dr. Haluk Eraksoy (İstanbul Üniversitesi Enfeksiyon Anabilim Dalı Başkanı): Sağlık Bakanlığı özel hastanelerde yapılan bu testleri yasaklamış, yapılmıyor diye biliyorum. Yasaklanan testleri yaptırmamak lazım, önermem.

Prof. Dr. Mustafa Bakır (Marmara Üniversitesi Çocuk İnfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı): Devlet sadece hastanede yatanlara bu testi yapıyor. İnsanlar da merak ediyor, bilmek istiyorlar ama bence bu kadar yaptırmaya gerek yok. Zaten çok pahalı.

Yorum Yok »