Archive for Şubat, 2010

kaderleri birbirlerine baglandi

Üç böbrek hastasına çapraz nakil yapıldı. Hastaların yakınları, aynen domino taşı gibi planlanan ameliyatlarla diğer hastalara böbreklerini verdi.

Hasta veya vericilerden biri vazgeçse bütün grup dağılır, hiçbir nakil gerçekleştirilemezdi.

Böbrek hastaları Necmettin Aktaş, Gülser Bayırlıoğlu ve Aysel Sevinç’e kendi yakınlarının böbrekleri uymayınca, birbirlerinin yakınlarının böbrekleri nakledildi. Sonuçta üç hasta da sağlıklı böbreklere kavuştu.

Nakil sırasında önce vericiler, aynı anda ameliyata alındı. Sonra böbrekler, alıcılara yine aynı anda nakledildi. Böylece üç aile yaklaşık dört buçuk saat süren heyecanı paylaştı.

Mustafa Şahin, Necmettin Aktaş’a böbreğini verdi. Necmettin Aktaş’ın eşi Şehnaz Aktaş ise Gülser Bayıroğlu’nun yüzünü güldürdü. Buna karşılık Melahat Sevinç de Aysel Şahin’e böbreğini bağışladı. Transplantasyon cerrahı Doç. Dr. Serdar Kaçar ve ekibinin Özel Gaziosmanpaşa Hastanesi’nde gerçekleştirdiği bu ameliyatlar Türkiye’de yapılan ilk üçlü çapraz böbrek nakli oldu.

Kaçar şunları anlattı: “Merkezimizde değişik şehirlerden nakil için aday olan hastaları eşleştiriyoruz. Listemizde 90’a yakın hasta ve gönüllü verici akrabası var. Üç alıcı ve üç vericili bu ameliyat domino taşı gibi. Hepsi birbirine bağlı. Hasta veya vericilerden biri vazgeçse bütün grup dağılır, hiçbir nakil gerçekleştirilemez. Bu üçlü çapraz nakilde dört cerrah aynı anda çalıştık. Nefrologlarımızdan destek aldık. Aileler çapraz nakil için kolay ikna oluyor. Kendi yakınlarının böbrek sorununu çözmek izin başka hastalara böbreklerini vermekten kaçınmıyorlar. Çapraz nakilleri iyi bir organizasyon ve geniş bir listeyle başarmak mümkün. Çapraz nakil, Uzakdoğuda ortaya çıkmış bir yöntem. Türkiye’de böbrek nakillerini bilmeyen diyaliz hastaları bile var.”

İlk üçlü çapraz böbrek nakli
Aynı anda ameliyata alınan üç aile 4 buçuk saat boyunca aynı heyecanı paylaştı. Bu ameliyatlar Türkiye’de yapılan ilk üçlü çapraz böbrek nakli oldu.

Bir böbreği trafik kazasında gitti
Bingöl’ün Adaklı Köyün’de yaşayan 52 yaşındaki Necmettin Aktaş geçirdiği trafik kazası sonucu önce bir böbreğini kaybetti. Altı ay önce de baygınlık geçirip, hastaneye kaldırılınca ikinci böbreğinin de iş yapamaz hale geldiğini öğrendi.

10 yıldır diyaliz makinesiyle yaşıyor
İzmit’te yaşayan 53 yaşındaki Gülser Bayırlıoğlu da 10 yıldır diyalize giriyordu. Böbrekleri protein kaçırdığı için hamilelik döneminde yüksek tansiyon sorunu yaşayan ve bu nedenle üç bebeğini kaybetmişti.

Deprem mağduru
32 yaşındaki Aysel Şahin ise 1999 depremi mağduru. Soğuk çadır, böbreklerini iki ayda iflas ettirmiş. 10 yıldır diyalize giriyor. Babası 58 yaşındaki Mustafa Şahin böbreklerini kızıyla paylaşmaya razıydı. Ancak yine kan gruplarında sorun vardı. Kızına böbrek bulabilmek için o da başka bir hastaya böbreğini vermekte sakınca görmedi.

Mesude Erşan – Hürriyet

Yorum Yok »

cikolata yiyenler

Kanada’da yapılan bir araştırmada düzenli çikolata yiyenlerde felç geçirme riskinin yüzde 22 daha az olduğu belirlendi.

Riski azaltmak için haftada bir paket çikolata yemenin yeterli olduğu kaydedildi. 1169 kişi arasında yapılan bir başka araştırmada da, felç geçirdikten sonra haftada 50 gram çikolata tüketenlerde bu hastalıktan ölme riskinin yüzde 46 azaldığı belirlendi.

Çikolatanın bu faydasının sağlıklı bir anti-oksidan olan flavanoidler bakımından zengin olmasından kaynaklanıyor olabileceği belirtildi.

Yorum Yok »

hastaneye rekor ceza

ABD’de hemen ameliyat etmesi gereken hastayı 5 saat acilde bekleten hastaneye 12 milyon dolar tazminat cezası verildi

ABD’de Yüksek Mahkeme, Kaliforniya’da bulunan Greater El Monte Community Hastanesi’nin, başından vurulan Jessica Ramirez adlı kadın hastayı ameliyat için saatlerce bekleterek tedavisinde ihmalkâr davrandığına hükmetti.

Hastanın annesi Ofelia Reynaga’nın açtığı davada jüri, hastanenin 12 milyon dolar tazminat ödemesini uygun buldu. Polis akademisinde okuyan 22 yaşındaki Jessica Ramirez, Eylül 2007′de bir akrabasının evinde havalı tüfekle başından vurulmuş, bilinci yerinde olduğu için hastanenin aciline kendi başına ulaşmayı başarabilmişti. Ancak genç kadın, Pasadena’da ameliyat edileceği bir başka hastaneye kendisini götürecek helikopter için 5 saat acilde bekletilmişti.

TEMYİZ YOLU AÇIK
Mahkeme, müvekkilinin hemen ameliyata alınmış olması halinde şimdi bitkisel hayatta olmayacağını savunan avukatı haklı buldu. Avukat, Ramirez’in annesinin tazminatı kızının evdeki bakımı için kullanmak istediğini belirtti. Hastane temyize gideceğini açıkladı.
kenthaber

Yorum Yok »

Onlarca Borsaci Kanser

ABD’de yayınlanan GQ dergisi cep telefonu-kanser ilişkisi dosyasını açtı.

Dergiye göre 1992’den bu yana ABD ve dünyanın finans kalbi Wall Street’in saatlerce cep telefonuyla konuşan çalışanlarında beyin tümörü patlaması yaşanıyor.

Dünyaca ünlü Amerikan dergisi GQ, son sayısında cep telefonunun kanserle ilişkisini masaya yatırdı. Üreticilerin sigaranın ilk üretilmeye başlandığı yıllarda kanserojen etkisini gösteren araştırmaları nasıl engellediklerini hatırlatan dergi, cep telefonunun da en az sigara kadar zararlı olduğunu ortaya koyan onlarca araştırma bulunduğunu, ancak cep telefonu firmalarının milyonlarca dolar harcayarak bu araştırmaların ‘hasıraltı’ edilmesini sağladıklarını yazdı. GQ, cep telefonunun beyinde tümör oluşumuna sebep olduğuna yönelik iddiaların son dönemde ülkenin ünlü finans merkezi Wall Street’te yaşanan gelişmelerle gözle görülür şekilde kanıtlanmaya başladığını da belirtti.

Borsa koridorları panik içinde

Bilim dünyasının bu alandaki araştırmalarında en önemli sorunun cep telefonunun henüz hayatımızda çok yeni bir teknoloji olması. Bu nedenle uzun dönemli etkilerini inceleme fırsatı henüz elde değil. Ancak birçok uzmana göre cep telefonları bundan 20-30 yıl sonra bir “kanser salgınına” yol açacak kadar önemli bir tehlike oluşturuyor. Bu anlamda bilim dünyasının önündeki en önemli örneklerden biri Amerikan borsasında (Wall Street) çalışan brokerlar… Brokerlar, 1992 yılından bu yana çok yoğun bir şekilde bazen saatlerce cep telefonu kullanıyorlar ve uzun süreli kullanımın etkilerini görmek açısından çok önemli bir örnek teşkil ediyorlar. İşini kaybetme korkusu nedeniyle GQ dergisine gerçek adını vermeden konuşan “Jim” takma adlı bir Wall Street çalışanı kendisinin de bu yoğun cep telefonu kullanan kişiler arasında olduğunu belirterek şunları anlattı:

“1992’den bu yana cep telefonu kullanıyoruz ve telefonu dayadığım sağ kulağımın hemen üstünde bir tümör çok yakın bir zamanda oluştu. Benimle aynı şirkette çalışan 4-5 arkadaşımın da beyninde tümör çıktı. Hatta birkaç arkadaşımızı da bu hastalığa kurban verdik. Doktorlar kurtulma şansımın yüzde 70 olduğunu belirtiyor. Uzmanlarla görüştüğümde bana son dönemde bu tür tümör vakalarının sıklığının gözle görülür şekilde arttığını söylediler. Özellikle genç iş adamları arasında bu trende rastlanmasının şaşırtıcı olduğunu belirttiler. Wall Street koridorlarında artık herkes bu soruyu sormaya başladı. Bankacılar arasında cep telefonunun tümör yaptığına ilişkin şüphe yüksek sesle dile getiriliyor.”

‘Cep’çiler örtmek için para saçıyor

Yine GQ’ya bilgi veren Washington Üniversitesi’nden Henry Lai adlı bilim adamı 1990 yılında cep telefonunun kullandığı frekanstaki elektromanyetik dalgaların DNA’ların yapısını değiştirdiğini, DNA sarmallarında kopmalara sebep olduğunu gösteren bir araştırma yayınladığını belirtti. Lai’ye göre cep telefonu endüstrisi, 20 yıldır bu araştırmanın etkilerini ortadan kaldırmak için yüzlerce araştırmanı fonlamayı sürdürüyor. Lai ise cep telefonu şirketleri tarafından finanse edilen araştırmaların 350’sini incelediğinde bunların sadece yüzde 25’inin cebin zararlı etkilerini ortaya koyduğunu, bağımsız araştırmalarda ise bu oranın yüzde 75 olduğunu ortaya çıkardı.

Dünya Sağlık Örgütü’nde kablosuz iletişim konusunda sağlık araştırmaları yapan kişilerin de cep telefonu endüstrisi tarafından yüzbinlerce dolarlık fonlarla ödüllendirildikleri dokümanlar Microwave News adlı dergi tarafından ortaya çıkarıldı.

İşte kritik araştırmalar

GQ, 3 tam sayfa ayırdığı haberinde haberinde şu ana kadar cep telefonunun zararlarını açık bir şekilde ortaya koyan araştırmaları da yayınladı:

- Uluslararası Kanser araştırmaları Enstitütü 2008 Interphone araştırması: 10 yıllık cep telefonu kullanımı sonucunda özellikle cep telefonunun dayandığı kulağın bulunduğu bölgede ve beynin o babölgedeki yarısında tümör oluşum riski yüzde 40 artıyor.

- 2009’da İsveç’te yapılan bir araştırma: 20 yaşından önce cep telefonu kullanmaya başlayan kişilerde beyin tümörü oluşumu riski 5 kat daha fazla.

- Bir başka Interphone araştırması: Sık ve uzun süreli cep telefonu kullanımıyla beyindeki akustik neuroma adlı bir tümörün oluşum riski yüzde 300 artıyor.

Çantada taşıyın, mutlaka kulaklık kullanın

Pittsburgh Üniversitesi Kanser Enstitüsü bilim adamları cep telefonunun vereceği zararlardan korunmanın 10 yolunu şöyle açıkladı:

1- Çocukları uzak tutun: Çok acil durumlar dışında cep telefonu kullanmasına izin vermeyin. Çocuk beynine elektromanyetik dalgaların girişi çok daha kolaydır. Bu dalganın etkileri çocuklarda çok daha etkin hissedilir.

2- Kulaklık kullanın: Konuşurken vücudunuzdan uzak tutun. 0.9 metre uzak tutulan bir telefondan yayılan elektromanyetik dalga 50 kat daha düşüktür. Mümkün olduğunca kulaklıkla kullanın.

3- Toplu Ulaşımda Kullanmayın: Toplu taşıma araçlarında cep telefonu kullanıp başkalarına da zarar vermeyin.

4-Çantada taşıyın: Telefonu üzerinizde taşımayın. Yatarken yanınıza koymayın ve mutlaka kapatın.

5- Tuş takımı dışarıya baksın: Üzerinizde taşıyacaksanız tuş takımının bulunduğu taraf dışarı baksın. Böylece dalgaların vücudunuza değil dışarı doğru yayılmasını sağlarsınız.

6- Kısa konuşun: Cep telefonunun etkisi kullanıldığı süreye bağlı olarak değişir. Konuşmalarınızın birkaç dakikayı geçmemesine özen gösterin.

7- Sürekli kulağınızı değiştirin: Cep telefonuyla konuşurken sık sık kulağınızı değiştirin. Karşı taraf açmadan telefonu kulağınıza götürmeyin.

8- Hızla hareket ederken kullanmayın: Sinyal seviyesi düşük olduğunda telefonla konuşmayın. Yüksek hızda arabada ya da trende giderken telefon baz istasyonlarını yakalamak için daha çok dalga yayacağı için telefonla konuşmayın.

9- SMS kullanın: Mümkün olduğunca SMS ile haberleşmeye çalışın.

10 – SAR oranına dikkat: SAR (Elektromanyetik dalga birimi) seviyesi düşük bir cep telefonu alın.

VATAN’ın notu: Gazetemizi yakından takip edenler bu 10 uyarıyı daha önce okumuş olabilir. Gerekli tedbirleri almak isteyenler için yeniden yayınlıyoruz.

Yorum Yok »

insulin acilimi

6 milyon diyabet hastasının günlük hayatta karşılaştıkları sorunların çözümü için bir umut doğdu. Kilit isim AKP’nin bir numaralı hukuk adamı. TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı ve sivil anayasa çalışmalarının mimarı Prof. Dr. Zafer Üskül bir süredir diyabetli hakları üzerinde çalışıyor.

Üskül’ün kendisi de günde 4 kez insülin iğnesi yapmak zorunda olan bir diyabet hastası. Prof. Dr. Üskül Diyabet 2020: Vizyon ve Hedefler Projesi’nin hasta hakları konusundaki çalışmalarını Hürriyet Pazar’a anlattı.

* DİYABETLİLER HAKLARINI BİLMİYOR: TBMM İnsan Hakları Komisyonu’na diyabetlilerden hak ihlaliyle ilgili hiç şikayet gelmedi. Gelseydi mutlaka ilgilenirdik. Hastalıklar içinde bazıları daha özel. Diyabet bunlardan. Diyabet belli bir yaşam biçimini birlikte getiriyor. Başka bazı kronik hastalıklarla seyrediyor. Onunla yaşamak oldukça pahalı. İnsülin alanların kan şekerini sürekli ölçmeleri şart. Bunun için alet, iğne ucu, test çubuğu, başka bir sürü şey gerekiyor. Genel sağlıklı yaşam hakkı çerçevesinde baktığımızda diyabetlilerin hakları özellikle önem taşıyor. Diyabetliler, haklarını ve bu hakları nasıl alacaklarını bilmeli. Sağlıklı yaşam hakkı sosyal devlet anlayışının da zorunlu bir gereği.

* NUFÜSUN YÜZDE 10’U DİYABETLİ: Gizli diyabet hastası çok sayıda insan var. Babam 74 yaşında, ameliyattan önce fark etti diyabet olduğunu. Ameliyat olması gerekmeseydi belki hiç fark etmeyecekti. Gizli diyabetlileri de düşünecek olursak nüfusun yüzde 10’u diyabet hastası. Diyabet kendi başına öldürücü bir hastalık değil. Ama iyi kontrol ve tedavi yapılmazsa gözünüzü kaybedebilirsiniz, bacaklarınız kesilebilir, böbrek yetmezliğiyle karşı karşıya kalabilirsiniz, diyaliz hastası olabilirsiniz. Vücudun neredeyse bütün organlarını etkileyebiliyor. Bu komplikasyonlarla karşılaşmak diyabetle uğraşmaktan daha zor ve pahalı. Bu nedenle de ileriye yönelik ne yapılması gerektiği üzerinde durmak ve gereken önlemleri almak, sağlık hakkının kullanılabilir hale gelmesi gerekiyor.

* MALZEMEDEN TASARRUF EDİLMESİN: İlaç ve malzemelerin sosyal güvenlik kurumlarınca tam olarak karşılanması çok önemli bir talep. Eskiden bu şeker ölçüm çubukları ödenmiyordu. Şimdi ödeniyor ama bu kez de miktarda sınırlama var. Doktor da hasta da ölçüm çubuklarından kaç tane kullanılacağını önceden bilemez. Kendimden biliyorum, bazen bir akşamda 3 kez şekerimi ölçmek zorunda kalıyorum. Yiyorum, ölçüyorum, şeker istenen düzeye gelmemişse yine yiyorum, tekrar ölçüyorum. Diyabet hastası için şeker düşmesi (hipoglisemi) çok tehlikeli. Hastalık süresi uzadıkça şeker düşmesini fark etme derecesi düşüyor. Bir süreden sonra artık hissedemiyorsunuz. Hissedemediğimiz için de önlem alamıyoruz. Ölçümlerini düzenli yapamayanların bir gece yatağa yatıp, ertesi sabah uyanamaması söz konusu. Ben de bir gece uykumda hipoglisemiye girdim. Eşim fark etmiş ve hastaneye kaldırmışlar. Aradaki 3 saati hiçbir şekilde hatırlamıyorum. Bana günde bazen 2 tane test çubuğu yetiyor. Bazen 5 tane kullanıyorum. Bu konularda anlayışlı olmak gerekiyor.

RTÜK’TE DİYABET ÖNLEMLERİ

* SGK’SI OLMAYANI DEVLET TEDAVİ ETMELİ: Tüm toplumun sosyal güvenlik kapsamında olmaması da bir sorun. 18 yaşına kadar çocukların her türlü sağlık sorunu devlet tarafından karşılanıyor. 18 yaşını geçmiş, iş bulamamış, örneğin babası sosyal güvenlik kurumuna borcunu ödememişse çocuk sosyal güvenlik hizmetinden yararlanamıyor. Sosyal güvenlik kurumuna bağlı olmayan diyabetlilerin tedavilerine devlet destek vermeli.

* HERKESE DİYABET EĞİTİMİ: Diyabetlilerin üzerinde mutlaka hastalıklarını belirten bir kart bulunmalı. Örneğin diyabetli sokakta düştü, bayıldı. Çevresindekiler şekerli su verebilir. Bu çok riskli bir davranış. Sadece hasta değil, tüm toplum diyabet konusunda asgari bir bilgiye sahip olmalı. Bazı dizilerde diyabetlilere zarar verecek bazı bilgiler yer alıyor. Bu çok yanlış. RTÜK’e başvurarak buna karşı önlem almak gerekiyor.

* DİYABET MERKEZLERİ KURULMALI: Diyabet tedavisi ekip işi. Diyabet doktoru, göz doktoru, nörolog, nefrolog, diyabet hemşiresi, diyetisyen, psikolog ekipte yer almalı. Her yerde bu ekipler kurulamaz ama büyük merkezlerde olabilir. Hastanın eline insülini, yemek listesini verip göndermek yetmez. Belli aralıklarla mutlaka takip edilmesi lazım. Diyabetle uzun yıllar yaşanıyor. Hastalara önerim kendi dosyalarını yapmaları. Yaptıkları tüm tetkikleri, raporları burada saklamaları.

DİYABET TESTLERİ İNSAN HAKKI İHLALİ

Tip 1 diyabetliler askerlikten muaf. Diyabetli olduğumuzu kanıtlamak için sağlık raporu gerekiyor. Aslında devlet veya üniversite hastanelerinden alınmış raporları var. Buna rağmen askeri hastaneler diyabetli olduklarını yeniden tespit etme ihtiyacı duyuyor. Hasta insülin yapıyor, beslenmesine dikkat ediyorsa kan şekeri normal çıkar. Dolayısıyla raporu alabilmek için iki hafta askeri hastanede yatanlar var. Hastalara “24-48 saat ilaçlarını alma, diyabetli olduğun ortaya çıksın, raporunu verelim” deniliyor. İlaçların kesilmesi hastanın riske girmesi demek. Sağlık hakkının ihlali yani. Buna bir çare bulmak lazım. Bazen de rapor alındıktan sonra hasta 1 yıl askere çağrılmıyor, hava değişimine gönderiliyor. Ama ertesi yıl yeniden kontrolden geçmesi isteniyor. Bütün dünya biliyor ki diyabet kroniktir, hayat boyu sürer. İkinci bir teste gerek yok.

RAPORLAR 1 YILLIK

Diyabet geçen bir hastalık olmasa da rapor 1 yıl geçerli. İlaçlar ve malzemeleri alabilmek için bir yılın sonunda yenilenmesi gerekiyor. Raporun yenilenmesi taşrada büyük bir yük. Bu nedenle geçerlilik süresi daha uzun tutulmalı. Yine raporda hangi ilaçların kullanılması gerektiği yazıyor. Ama genel isimlerinin yerine ilacın özellikleri neredeyse belirtilerek yazılıyor. Ama kontrole gittiğimizde doktor o insülini değil de bir başkasını uygun görebiliyor. Ama raporumuzda o ilk insülinin adı olduğu için raporun yenilenmesi gerekiyor. Raporlar genel ilaçları kapsayacak bir şekilde yazılsa bu sorun ortadan kalkacak.

DİYABETLİLER İÇİN YAPILMASI GEREKENLER

* Diyabet hastası çocukların kendilerine özgü sorunları var. Çocuk oldukları ve her yıl biraz daha büyüdükleri için hastalığı kabullenmede ve sağlıklı ilişki kurmada sorunlar yaşayabiliyorlar.

* Dışlanabiliyorlar. Her aşamada mutlak suretle psikolog desteğine ihtiyaç duyabiliyorlar. Sağlık ekibinde bir psikoloğun da bulunması şart.

* Okul çağındaki diyabet hastaları da birçok sorun yaşıyor. Diyabetli çocuğun günde 6 kez beslenmesi gerekir. Okulda bulundukları saatler içinde ara öğünlerini almalılar.

* Herkesin içinde insülin yapamıyorlar. Okullarda revir bulunmalı ve burada insülinleri yapabilmeliler.

* Okul kantinleri sadece diyabetliler için değil tüm çocuklar için çok önemli bir sorun. Örneğin diyabet hastası çocukların içebileceği şekersiz meyve suyu bulunmaması bir tür ayrımcılık. Kantinlerde hem sağlıklı beslenmeye hem de diyabetlilerin ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik yiyecek çeşitliliği sağlanmalı.

* Yaz aylarında çocuklara hastalığıyla ilgili eğitim verebilmek için diyabet kamplarının yapılması çok yararlı. Sivil toplum kuruluşları bu konuda çok çaba harcıyorlar ama desteğe ihiyaçları var. Hiç olmazsa kamu kurumlarından çok düşük ücretle yararlanabilme olanakları sağlanmalı.

* Bütün bunlar lüzumsuz gibi görülebilir. Fakat hastalığa bağlı gelişebilecek komplikasyonlar geliştiğinde yapılacak harcamaların yanında çok ucuz.

Zafer Üskül kimdir?

Mehmet Zafer Üskül, 1944 Mersin doğumlu. 1979’da profesör oldu. Birçok üniversitede öğretim üyeliği görevinde bulunarak lisans ve yüksek lisans dersleri verdi. Mersin Üniversitesi’nde Anayasa Hukuku Öğretim Üyeliği ve Rektör Yardımcılığı görevini yaptı. İnsan Hakları Yüksek Danışma Kurulu Üyeliği ve Başkan Yardımcılığı görevinde bulundu. Birçok sivil toplum kuruluşunun kurucusu, yöneticisi oldu. Şu anda AKP’den Mersin milletvekili. TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı ve Atatürkçülükten arındırılmış yeni anayasa çalışmalarıyla tanınıyor.

Ben, Tip 2 diyabetim. Ama bazı hekimler insüline bağımlı olduğum için artık Tip 1’sin diyorlar. Bir hasta olarak diyabetle ilgili epey şey öğrendim. 20 yıllık bir diyabetli olarak doktorlar beni iyi buluyor. Uzun etkili insülini günde bir, kısa etkiliyi her yemekten önce üç defa yapıyorum. Lokantada, otobüste, trende her yerde insülinimi çekinmeden yaptım. Başkaları rahatsız oluyorsa bakmasınlar. Diyabetlilere önerim de kendilerini asla kötü ya da eksik hissetmesinler.
Mesude Erşan – Hürriyet

Yorum Yok »

Aids Tarihmi Oluyor

AIDS, grip ve Ebola gibi birçok virüse karşı etkili olabilen molekül bulundu.

Los Angeles Üniversitesinden Mike Wolf ve ekibinin, laboratuvarda ve fareler üzerinde yaptığı araştırma, LJ001 kod adı verilen molekülün birçok virüse karşı etkili olabileceğini gösterdi.

Proceedings of the National Academy of Sciences (PNAS) dergisinde yayımlanan araştırmada bilim adamları, LJ001′in Ebola, grip, AIDS, Hepatit C, Rift vadisi humması gibi zarflı tüm virüslere karşı etkili olabileceğini belirtti.
Fareler üzerinde yapılan araştırmada, LJ001 ile tedavi edilen, Rift vadisi hummasına yakalanan hayvanların tümü, Ebola’ya yakalananların ise yüzde 80′i hayatta kaldı.

Araştırma, Fransız “Le Point” dergisinde de yer alıyor.

AA

Yorum Yok »